Sayı | Ausgabe: 237 (13.07.2021)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 11.08.2021

Rana ASİL

rana Kopie

13.07.2021

Çocukluk, hepimizin bir zamanlar ait olduğu ama şimdilerde büyümenin telaşıyla görmezden geldiği bazen hiç yaşamamış saydığı, hiç çocuk olmadığını sandığı dönem değil mi? Her şeyin en masum olduğu, içindeyken kıymetini bilemediğimiz ve bir an evvel büyümek istediğimiz dönem. Çocukluk, hepimizin bir zamanlar ait olduğu ama şimdilerde büyümenin telaşıyla görmezden geldiği bazen hiç yaşamamış saydığı, hiç çocuk olmadığını sandığı dönem değil mi? Her şeyin en masum olduğu, içindeyken kıymetini bilemediğimiz ve bir an evvel büyümek istediğimiz dönem. 
Sahi nasıldı çocukluğunuz? Rahat rahat oynuyor muydunuz sokaklarda? Komşunun verdiği çikolatayı yiyebiliyor muydunuz mesela? Biz sabah uyanır uyanmaz çıkardık sokağa, akşam ezanı okununca da girerdik evimize. Güvenilirdi o zaman sokaklar ya da insanlar ya da zihinler. Böyle kara böyle zorba böyle vicdansız değildi. 
Çocuklar öldürülmüyordu. Çocuklar istismara uğramıyordu. Çocuklar çalıştırılmıyordu. Çocuklar satılmıyordu. E o zamanlar öyleydi bu zamanlar böyle oldu diye bir savunma ya da bir açıklama yapacağım sanılmasın sakın çünkü bu hastalığın, bu katilliğin, bu caniliğin, bu vicdansızlığın hiçbir dilde açıklaması yok. Bu aralar kafamda sürekli şu soruya cevap arıyorum ‘’ Biz niye koruyamıyoruz bu çocukları?’’ 
Biz diyorum çünkü dünya üzerinde savunmasız olan her canlı bizim korumamız altında. Bu bir yazılı kural mı diye sorabilirsiniz.. Hayır, bu kamu vicdanı. Bizim vicdanımız. Bir çocuğun zorbalığa uğradığına şahit olduğumuzda o zorbalığa müdahale etmek o çocuğu kurtarmak için çocukla illa bir soy bağı/kan bağı kurmamıza gerek yok değil mi? Görünen o ki bizler kamu olarak, insan olarak, vicdan olarak koruyamıyoruz bu çocukları, Peki yasalar ne söylüyor? Çocuk hakları, 18 yaşın altındakiler için özel insan haklarıdır. Çocuk haklarının amacı, çocukların haklarına odaklanarak güçlü, güvenli, sağlıklı ve insan onurunda büyüyebilmeleridir. 
Bir hukuk devleti olan Avusturya, çocukları suçun mağduru ve faili olmasını engellemek adına Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, İstanbul Sözleşmesi gibi birçok uluslararası anlaşmaya taraf olmuş, Çocuk Koruma Kanunu ve birçok kanun ile çocuğun üstün yararına uygun düzenlemelere imza atmıştır. 
Bu sözleşmeler cocukların; nerede doğduklarına, kim olduklarına; cinsiyetlerine, dinlerine, etnik kökenlerine bakılmaksızın bütün çocukların haklarını tanımlayarak yaşama hakkı başta olmak üzere; eksiksiz biçimde gelişme hakkı; zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı; aile, kültür ve sosyal yaşama katılma hakkını içermektedirler.
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne yön veren temel değerler ayrım gözetmeme, çocuğun yararının gözetilmesi, yaşama ve gelişme hakkıdır. Çocuk hakları, dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi hakları içermektedir. Asıl olan ise, her akşam gördüğümüz o kahreden haberler. 
Daha gecen haftalarda Viyana Donaustadt’da cansız bedeni bulunan 13 yaşındaki kız çocuğunun tecavüze uğradığı ve daha sonra öldürüldüğü haberi geldi. Çocuklar geleceğin mimarları değil mi? Neden onlara yaşama şansı verilmiyor? 
Çocuklara en kötü şeyleri yaşatıp sonra da dünya ve insanlık adına en iyi geri dönüşleri bekleyemeyiz. Dünyadaki tüm çocuklar ne zaman ki aynı haklara sahip olup aynı mutlulukla koşarsa o zaman bir beklentiye girebiliriz bu çocuklardan.

15.06.2021

Hukuk sistemine göre herkes cinsiyet, ırk, renk, din, dil, yaş, uyruk ya da toplumsal köken gibi farklılıklara bakılmaksızın yasalar önünde eşittir, ama maalesef kadınlar bu insan haklarından yeterince yararlanamamışlardır. Avusturya’da kadınlar erkeklere verilen hakların dörtte üçüne sahip. Bugün bakıldığında Avusturya'da kadınlar erkeklere göre daha az maaş alıyor ve kadınlar daha çok şiddete maruz kalıyor. Yapılan araştırmalara göre, Avusturya’da kadınların yüzde 22’si sadece eşlerinden veya sevgililerinden şiddet görüyor. Avusturya’da bu yıl içinde 11 kadın öldürüldü. Son vakada, 35 yaşında ki bir kadın eski partneri tarafından öldürüldü. 2020’de yaşanan 31 kadın cinayetinin ardından hükümet aile içi şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler üzerinde çalışıyor. Kadına yönelik cinsiyetçi şiddet, geçmişten günümüze kadın ve erkek arasındaki eşit olmayan güç ilişkisinin göstergesidir. Bu durum, kadının erkek egemenliğine teslim edilmesi, ve erkek tarafından ayrımcılığa uğramasına neden olmuş, kadın-erkek eşitliğini engellemiştir. İstatistiklere göre dünyada her 5 kadından biri şiddete maruz kalıyor. Birleşmiş Milletlerin Raporuna göre sınırlı bir eğitim görmüş, çocukluğunda istismara uğramış, annesinin aile içi şiddete maruz kalmasına şahit olmuş, aşırı alkol tüketen, şiddet kullanılmasını normalleştiren davranışlar sergileyen ve kadınlar üzerinde hak görme anlayışına sahip erkeklerin şiddete başvurması çok daha büyük olasılık. Erkekler tarafından, farklı türlerden şiddete uğrayan kadınlar ve bu durumdan rahatsız olan tüm toplum, “kadın hakları” kavramını şiddet dalgasına karşı bir kalkan olarak kullanmaktadır. Kadınların fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddet gördüğü ülkelerde sıklıkla kullanılan bir söylemdir “kadın hakları”. Erkekler tarafından, farklı türlerden şiddete uğrayan kadınlar ve bu durumdan rahatsız olan tüm toplum, “kadın hakları” kavramını şiddet dalgasına karşı bir kalkan olarak kullanmaktadır. Hukuk sistemine göre herkes cinsiyet, ırk, renk, din, dil, yaş, uyruk ya da toplumsal köken gibi farklılıklara bakılmaksızın yasalar önünde eşittir, ama maalesef kadınlar bu insan haklarından yeterince yararlanamamışlardır. Avusturya’da kadınlar erkeklere verilen hakların dörtte üçüne sahip. Bugün bakıldığında Avusturya'da kadınlar erkeklere göre daha az maaş alıyor ve kadınlar daha çok şiddete maruz kalıyor. Yapılan araştırmalara göre, Avusturya’da kadınların yüzde 22’si sadece eşlerinden veya sevgililerinden şiddet görüyor. Avusturya’da bu yıl içinde 11 kadın öldürüldü. Son vakada, 35 yaşında ki bir kadın eski partneri tarafından öldürüldü. 2020’de yaşanan 31 kadın cinayetinin ardından hükümet aile içi şiddetin önlenmesine yönelik tedbirler üzerinde çalışıyor. Kadına yönelik cinsiyetçi şiddet, geçmişten günümüze kadın ve erkek arasındaki eşit olmayan güç ilişkisinin göstergesidir. Bu durum, kadının erkek egemenliğine teslim edilmesi, ve erkek tarafından ayrımcılığa uğramasına neden olmuş, kadın-erkek eşitliğini engellemiştir. İstatistiklere göre dünyada her 5 kadından biri şiddete maruz kalıyor. Birleşmiş Milletlerin Raporuna göre sınırlı bir eğitim görmüş, çocukluğunda istismara uğramış, annesinin aile içi şiddete maruz kalmasına şahit olmuş, aşırı alkol tüketen, şiddet kullanılmasını normalleştiren davranışlar sergileyen ve kadınlar üzerinde hak görme anlayışına sahip erkeklerin şiddete başvurması çok daha büyük olasılık. Erkekler tarafından, farklı türlerden şiddete uğrayan kadınlar ve bu durumdan rahatsız olan tüm toplum, “kadın hakları” kavramını şiddet dalgasına karşı bir kalkan olarak kullanmaktadır. Kadınların fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddet gördüğü ülkelerde sıklıkla kullanılan bir söylemdir “kadın hakları”. Erkekler tarafından, farklı türlerden şiddete uğrayan kadınlar ve bu durumdan rahatsız olan tüm toplum, “kadın hakları” kavramını şiddet dalgasına karşı bir kalkan olarak kullanmaktadır. Şiddete maruz kalan kadınlar hangi yetkili mercilere başvurabilirler? Öncellikle şiddete maruz kaldığınızı sakın saklamayın! Maalesef bazı şiddet gören göçmen kadınların, yarısından fazlası gördükleri şiddeti yetkili mercilere bildirmiyor. Göçmen kadınların şikâyetçi olmamalarının en büyük nedenlerinden biriside Almanca bilmediklerinden kaynaklandığı düşünülüyor. Bu nedenle Viyana’da Aile içerisinde yaşanan şiddete müdahale eden danışmanlık merkezlerinde, göçmenlerin ana dillerinde danışmanlık hatları kuruldu. Sayısı dört olan Viyana Kadın Sığınma Evlerinde  size ve çocuklarınıza korunma, destek ve geçici olarak oturma olanağı sunuluyor. Avusturya genelindede de çeşitli kurumlar, kadına şiddeti engellemek için faaliyet göstermekte.Şiddet madurların yasal hakları: Avusturya’da ‘’Şiddeti Engelleme Yasası’’ gereği zanlının konuttan derhal uzaklaştırılması sağlanmaktadır. Şiddete maruz kaldığınız an hemen polisi aramalısınız. Polis şiddet uygulayan bir kişiyi 14 günlük bir süre için evinden uzaklaştırabilir. Konulan bu yasağın uzatılması istendiğinde, 2 haftalık süre içinde medeni hukuk kapsamında tedbir kararı için mahkemeye dilekçe verilmelidir.  Polis, her türlü şiddet olayına hızla müdahale etmek zorundadır (§ 38 SPG). Polisin evden uzaklaştırma kararını ihlal eden kişi 500 Euro’ya kadar para cezası ile çarptırılabilir. Yasak ihlalinin tekrarlanması durumunda hapis cezası da verilebilir. Ayrıca şiddet uygulayan cezalandırılır ve ailesini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kala bilir. Daha uzun süreyle korunmaya gereksinim duyarsanız, Tedbir Kararı (Einstweilige Verfügung §§ 382B VE 382E EO) alınması için oturmakta olduğunuz bölgenin mahkemesine (Bezirksgericht) dilekçe verebilirsiniz. Bu dilekçeyi verdiğiniz an 2 hafta geçerli olan ayak basma yasağı 4 haftaya çıkar. Eğer bu süre içinde şiddet son bulmaz, devam ederse uzatma dilekçesi verilebilir. Tedbir kararı için başvuru yapmadan önce konunun uzmanlarına danışıp bilgi almak önemlidir. Aile içi şiddete Karşı Müdahale Merkezi / Şiddetten Korunma Merkezleri danışma hizmeti verir, dilekçenin verilmesinde yardımcı olur ve size mahkemede eşlik edebilir. Ayrıca Kadın Sığınma Evleri ve Kadın Danışma Merkezleri de korunma kararıyla ilgili olarak sizi destekleyebilirler.

17.03.2021

Coronavirüs salgını insanların sadece sağlık, ekonomi, iş ve eğitim alanlarını değil, aynı zamanda aile ve özel hayatlarını da önemli ölçüde etkiledi. Sosyal izolasyon ve karantina eşleri psikolojik olarak etkileyip boşanmayı tetikledi. Örneğin karantina döneminde aynı evde daha uzun vakit geçiren eşler birbirlerinin hatalarını, eksik taraflarını daha fazla görmeye başlarlar ve tahammül sınırları azalır. Tahammül sınırları aşıldığında, kriz durumlarında insanlar farklı tepkiler verebilir. Bunun üzerine kavgalar, şiddetli tartışmalar başlar. Eşler bu tartışmayı olumlu bir şekilde atlatamadıkları zaman evlilik birliğinde şiddetli geçimsizlik durumu baş gösterir. Burada boşanma sebebi koronavirüs salgını değil, virüsün getirmiş olduğu psikolojik sonuçlar ve bu sonuçlara katlanamama durumudur. Asıl boşanma sebebi, aile birliğinde eşlerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmemesidir. Kanunlara göre eşlerin, aile birliğinin temel unsurlarını birlikte sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen gösterme sorumluluğu bulunmaktadır. Eşler arası yardımlaşma, salgın sürecinde eşlerin birbirlerine karşı yerine getirmeleri gereken en önemli sorumluluktur. Kanuna göre boşanma davası açılabilmesi için karşı tarafın kusurlu olması gerekiyor. Eşlerden birisinin koronavirüse yakalanmış olması tek başına boşanmaya neden olmamaktadır. Çünkü virüse yakalanan eşin bir kusuru yoktur. Ancak enfekte olan  eşin, hastalığın tedavisi için üzerine düşen karantina ve benzeri tedavilerden kaçınması boşanma sebebidir ve bu durumda  tedaviden kaçan eş kusurlu olur. Bu durumda hasta olmayan diğer eş, salgına yakalanan eşin tedavi için gerekli özeni göstermediğini ve aynı evde birlikte yaşadıklarından dolayı kendi sağlığını da tehlikeye attığını gerekçe göstererek boşanma davası açabilir. Coronavirüs hastalığına yakalanan eş ise, hastalığı süresince eşinin yanında olmadığını ve tedavi için gereken özeni göstermediğini gerekçe göstererek boşanma davası açabilir. Coronavirüs salgını insanların sadece sağlık, ekonomi, iş ve eğitim alanlarını değil, aynı zamanda aile ve özel hayatlarını da önemli ölçüde etkiledi. Sosyal izolasyon ve karantina eşleri psikolojik olarak etkileyip boşanmayı tetikledi. Örneğin karantina döneminde aynı evde daha uzun vakit geçiren eşler birbirlerinin hatalarını, eksik taraflarını daha fazla görmeye başlarlar ve tahammül sınırları azalır. Tahammül sınırları aşıldığında, kriz durumlarında insanlar farklı tepkiler verebilir. Bunun üzerine kavgalar, şiddetli tartışmalar başlar. Eşler bu tartışmayı olumlu bir şekilde atlatamadıkları zaman evlilik birliğinde şiddetli geçimsizlik durumu baş gösterir. Burada boşanma sebebi koronavirüs salgını değil, virüsün getirmiş olduğu psikolojik sonuçlar ve bu sonuçlara katlanamama durumudur. Asıl boşanma sebebi, aile birliğinde eşlerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmemesidir. Kanunlara göre eşlerin, aile birliğinin temel unsurlarını birlikte sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen gösterme sorumluluğu bulunmaktadır. Eşler arası yardımlaşma, salgın sürecinde eşlerin birbirlerine karşı yerine getirmeleri gereken en önemli sorumluluktur. Kanuna göre boşanma davası açılabilmesi için karşı tarafın kusurlu olması gerekiyor. Eşlerden birisinin koronavirüse yakalanmış olması tek başına boşanmaya neden olmamaktadır. Çünkü virüse yakalanan eşin bir kusuru yoktur. Ancak enfekte olan  eşin, hastalığın tedavisi için üzerine düşen karantina ve benzeri tedavilerden kaçınması boşanma sebebidir ve bu durumda  tedaviden kaçan eş kusurlu olur. Bu durumda hasta olmayan diğer eş, salgına yakalanan eşin tedavi için gerekli özeni göstermediğini ve aynı evde birlikte yaşadıklarından dolayı kendi sağlığını da tehlikeye attığını gerekçe göstererek boşanma davası açabilir. Coronavirüs hastalığına yakalanan eş ise, hastalığı süresince eşinin yanında olmadığını ve tedavi için gereken özeni göstermediğini gerekçe göstererek boşanma davası açabilir. 
Boşanma türleri: Anlaşmalı boşanma (§ 55a EheG), kabahatten dolayı boşanma (§ 49 EheG), konut  birlikteliği feshinden dolayı boşanma (§ 55 EheG), ve diger sebeplerden dolayı boşanma türleri (§§ 50 - 52 EheG) bulunmaktadır. Anlaşmalı boşanma çoğu durumda en hızlı ve makul boşanma şekli olabilir; fakat her zaman avantajlı olamayabilir. Nafakadan vazgeçmenin kabulü durumunda tedbir: Bu sosyal ödenek haklarının kaybına sebep olabilir. Öncelikle şahsi hukuk danışmanlığı, bu yüzden acilen tavsiye edilir.
Kabahatten dolayı boşanma ise uzun süren bir boşanma şeklidir, çünkü mahkeme tarafların genel tutumunu değerlendirmek zorundadır ve altı aydan daha uzun süren davranış şeklini dikkate almalıdır. Daha sonra ise şiddet gören tarafın mal paylaşımı davası açması gerekir. Eşlerden biri evliliğin sarsılmasına sebep olacak ağır hatalı tarafsa, o zaman evlilik kabahatinin bildiriminden itibaren altı ay içinde diğer eş, yetkili bölge mahkemesine boşanma dilekçesini sunabilir. Boşanma öncesinde olduğu gibi sonrasında da kabahat vardır. Zina, fiziksel şiddet uygulama ve ağır ruhsal üzüntü, ağır evlilik kabahatleridir. Kabahat, eş nafaka hakları ve boşanma davası masrafları tazmini için önemli bir kriterdir. 
Peki boşanmada mal varlığı nasıl paylaşılmalıdır?Eğer siz çalışmıyorsanız, eşiniz çalışıyorsa nafaka alma hakkınız vardır. Çocuklar  okuyorsa onların da  nafaka alma hakları vardır. Siz çalışıyorsanız ve eşinizin maaşı yüksekse ve geliriniz az ise, ona göre alacağınız nafaka mahkeme tarafından hesaplanıyor. Eğer mahkeme sizin yarı zamanlı değil de tam zamanlı çalışmanız gerektiğini söylerse ona göre nafaka düşüyor. Ama aynı evde yaşadığınız halde eşiniz yardım etmiyorsa, kirayi ödemiyorsa, evinizin alışverişini yapmıyorsa, ona karşı bir nafaka hakkınız doğar. Bunun için yetkili bölge mahkemesine müracaat edebilirsiniz. Evliyken alınan mallar paylaşılır. Ondan önce olan bir mal varlığı paylaşılmaz. Evli olduğunuz sürece siz hiç  çalışmamışsanız, hep eşiniz çalışmışsa ve bütün birikimi o yapmış olsa, yinede sizin yarı yarıya mal paylaşma hakkınız var. Çünkü evlilik süresince siz, evde bulunuyorsunuz, çocuklara bakıyorsunuz,  evinizle ilgili bütün sorumlulukları yerine getirdiğiniz için eşinizde gidip rahatça çalışabildi ve para kazandı, böylelikle sizde mal varlığı üzerinde hak sahibi oluyorsunuz. 
Boşanma yada eşlerin nafakasının ödenmesinde, mahkemeyi kaybeden taraf, kazanan tarafın masraflarını ödemek zorundadır. Yalnızca kısmen dava kazanılmışsa, kaybeden taraf bahsi geçen kazanılan kısmi dava konusuyla ilgili masrafları öder. Şayet mahkeme tarafların masrafları yarı yarıya ödemesine  karar verirse, avukatlık hizmeti vekâlet ücretleri karşı taraflarca ödenir.

14.04.2021

Boşanma davalarında eşleri karşı karşıya getiren meselelerin en başında ortak çocukların velayetinin hangi tarafa bırakılacağı konusu gelmektedir. Her iki tarafta velayeti alma konusunda ısrarcı olmaktadır; hatta bazı durumlarda velayeti almayı boşanma sürecinde olduğu eşine zarar vermek için  kullanmak isteyenler bile bulunmaktadır. Burada ilk tespit edilmesi gereken durum, eşler arasındaki tartışmanın, anlaşmazlığın velayeti istemekle ilgisinin bulunup bulunmadığıdır. Velayet kararı verilirken çocuğun menfaati doğrultusunda karar verilmektedir. Ebeveynlerin ayrılmasından sonra, her iki ebeveyn için ortak velayet temel olarak devam eder. Evlilik birliğinin sona ermesinden sonra ebeveynler çocuğun kimin evinde kaldığını bildirmelidir. Diğer ebeveyn, çocukla uygun şekilde bizzat görüşme hakkına sahiptir. Ancak, farklı bir anlaşma üzerinde karşılıklı olarak mutabakata varma ya da anlaşmazlık halinde mahkemeden düzenleme talep etme olasılığı da vardır. Aile mahkemeleri  çocuklar için velayet  kararı düzenlerken, bilirkişilerden velayete dair rapor alırlar.  Bilirkişiler eşler ile çocuklarla ilgili görüşmeler yapar. Taraflar ayrı yaşıyorsa tarafların yaşadıkları evler, evlerin çocuk için uygunluğu, okula mesafeleri, tarafların iş ve çalışma saatleri vb. incelenerek çocuk için en uygun koşul araştırılır. Anlaşmalı boşanma sırasında, velayet ve nafaka konusunda mahkemede zorunlu olarak bir anlaşma yapılmalıdır. Ebeveynler boşanma sonrasında anlaşmalı uzlaşmaya varmadan önce, çocuklarının özel ihtiyaçları hakkında uygun bir kişi veya kuruluştan tavsiye almalıdır. Anlaşmalı boşanma mümkün değilse, dava açtıktan sonra “tartışmalı” boşanma davasında  boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine  karar verilir. Ancak, bu davada velayet, çocukla görüşme zamanı ve nafaka hakkında mahkeme tarafından düzenleme yapılmamaktadır. Bu sorular ayrı bir mahkeme sürecinde açıklığa kavuşturulmaktadır. Boşanma davalarında eşleri karşı karşıya getiren meselelerin en başında ortak çocukların velayetinin hangi tarafa bırakılacağı konusu gelmektedir. Her iki tarafta velayeti alma konusunda ısrarcı olmaktadır; hatta bazı durumlarda velayeti almayı boşanma sürecinde olduğu eşine zarar vermek için  kullanmak isteyenler bile bulunmaktadır. Burada ilk tespit edilmesi gereken durum, eşler arasındaki tartışmanın, anlaşmazlığın velayeti istemekle ilgisinin bulunup bulunmadığıdır. Velayet kararı verilirken çocuğun menfaati doğrultusunda karar verilmektedir. Ebeveynlerin ayrılmasından sonra, her iki ebeveyn için ortak velayet temel olarak devam eder. Evlilik birliğinin sona ermesinden sonra ebeveynler çocuğun kimin evinde kaldığını bildirmelidir. Diğer ebeveyn, çocukla uygun şekilde bizzat görüşme hakkına sahiptir. Ancak, farklı bir anlaşma üzerinde karşılıklı olarak mutabakata varma ya da anlaşmazlık halinde mahkemeden düzenleme talep etme olasılığı da vardır. Aile mahkemeleri  çocuklar için velayet  kararı düzenlerken, bilirkişilerden velayete dair rapor alırlar.  Bilirkişiler eşler ile çocuklarla ilgili görüşmeler yapar. Taraflar ayrı yaşıyorsa tarafların yaşadıkları evler, evlerin çocuk için uygunluğu, okula mesafeleri, tarafların iş ve çalışma saatleri vb. incelenerek çocuk için en uygun koşul araştırılır. Anlaşmalı boşanma sırasında, velayet ve nafaka konusunda mahkemede zorunlu olarak bir anlaşma yapılmalıdır. Ebeveynler boşanma sonrasında anlaşmalı uzlaşmaya varmadan önce, çocuklarının özel ihtiyaçları hakkında uygun bir kişi veya kuruluştan tavsiye almalıdır. Anlaşmalı boşanma mümkün değilse, dava açtıktan sonra “tartışmalı” boşanma davasında  boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine  karar verilir. Ancak, bu davada velayet, çocukla görüşme zamanı ve nafaka hakkında mahkeme tarafından düzenleme yapılmamaktadır. Bu sorular ayrı bir mahkeme sürecinde açıklığa kavuşturulmaktadır. Velayet, anne ve babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülüklerini içermektedir. Reşit olmayan çocuk anne ve babasının velayeti altında bulunmaktadır. Evlilik süresince anne ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Velayet, anne ve babadan birinin vefatı durumunda sağ kalana, boşanma durumunda ise mahkeme tarafından çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Ayrılık ya da boşanma hallerinden biri gerçekleşmiş ise mahkeme, velayeti eşlerden birine verebilir ya da şartları varsa ortak velayet hükmü de verebilir. Evlilik sürecinde dünyaya gelen çocuklarda, her iki ebeveyn velayet hakkına sahiptir. Anne baba evli degillerse, kanuna göre velayet yalnızca anneye verilir. Ancak ebeveynler bu durumda da ortak velayet düzenleme imkânına sahiptir. Bu durumlarda velayetin kime bırakılacağı konusunda mahkemenin kararı önemlidir.  Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, çocukların haklarını gözeterek güvenli, sağlıklı bir birey olarak  büyüyebilmeleridir. Ebeveynler çocuğun refahını tehlikeye sokarsa, velayet mahkeme tarafından kısıtlanabilir veya geri çekilebilir.Velayet değişikliği:Boşanma davası sonunda velayet hakkını alan anne veya babanın sonradan durumunun değişmesi ve sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenler yüzünden velayet hakkını alan tarafın bu hakkını gereği gibi kullanamaması ya da çocuğun menfaatinin tehliye girmesi durumlarında velayet hakkının değiştirilmesi gündeme gelebilmektedir. Mahkemenin her şeyden önce en az altı aylık bir süreçte “geçici ebeveyn sorumluluğu aşamasını düzenlemesi mümkündür. Bu deneme aşamasında şu ana kadar olan velayet düzenlemesi devam eder. Mahkeme ebeveynlerden birine, çocuğun temel bakımını verir ve çocuğun bakım ve yetiştirilmesi imkânını sunan yeterli görüşme hakkını diğer ebeveyne verir. Bu sürenin sona ermesinden sonra (uzatılabilir) mahkeme velayet hakkında nihai karar verir ve bundan sonra çocuğun temel bakımından hangi ebeveynin mesul olduğunu tespit eder. Burada karar kriteri, ebeveynlerin çocuk yetiştirebilmesi gibi yetiştirme ve kişisel bakımın devamlılığı dikkate alınarak sadece çocuğun refahıdır. Karar ilkesi olarak çocuk nafakası dahil geçici ebeveyn mesuliyeti aşamasındaki deneyimlere dayanılır. Şayet velayetin nihai düzenlemesi sonrasında durumlar önemli şekilde değişirse, o zaman taraflardan her biri velayetin yeniden düzenlenmesini mahkemeden talep edebilir.

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren