13.05.2026

Çocuk Gelişim Uzmanı Karagül bir uçak anısını şöyle aktarıyor:

Uçağa binmek için körükte sıra beklenirken, yaklaşık beş yaşındaki bir çocuk elindeki scooter’ı görevlilere vermemek için bağırmaya başlıyor. Anne ve baba ise bu duruma müdahale etmiyor. Sonunda kabin görevlileri devreye girip, “Bu şekilde uçağa binmek yasak. İndiğinizde size geri vereceğiz,” diyerek scooter’ı çocuğun elinden alıyor.

Çocuk, uçağı ayağa kaldıracak şekilde ağlamaya, çığlık atmaya devam ediyor. Aile yerlerine geçiyor ama kriz bitmiyor. Anne dikkatini dağıtmak için “Bak dışarıda ne var?” diyor, ancak çocuk sakinleşmiyor. Bunun üzerine çantadan bir ekran çıkarılıp çocuğun eline veriliyor ve çocuk anında susuyor.

Burada mesele çocuğun ekrana yönlendirilmesi değil. Asıl mesele, bu çocuğun hayatı boyunca “hayır” kelimesini neredeyse hiç duymamış olması. Anne ve baba kıyamamış; sınır koyma görevini bir yabancı, yani uçak görevlisi üstlenmiş.

Oysa çocuklara sınır koymak, onları incitmek değil; aksine hayata hazırlamaktır. “Uçağa scooter ile binemeyiz. Ağlaman bu durumu değiştirmez. Şimdi vereceğiz, indiğimizde geri alacaksın.” gibi net ve kararlı bir ifade, çocuğa açık bir sınır öğretir. Bu, kısa vadede küçük bir hayal kırıklığı yaratır ama uzun vadede çok daha büyük sorunları önler.

Çocuk, küçük yaşta sınırlarla tanışmazsa ilerleyen yıllarda bu sınırları hayatın farklı alanlarında, çok daha sert biçimde öğrenir: okulda, arkadaş ilişkilerinde, iş hayatında, özel ilişkilerinde. Oysa erken yaşta verilen “hayır”, çocuğun duygusal dayanıklılığını geliştirir.

Elbette ebeveynler çocuklarına zaman zaman istediklerini alabilir; çikolata da oyuncak da alınabilir. Ancak her isteğin karşılanması, çocuğun sınır algısını zayıflatır. Küçük “hayır”lar, büyük hayal kırıklıklarına karşı bir hazırlıktır.

Yarının iyi yetiştirilmiş bireylerine sahip olmak için bugünden çocuklarımıza ilkeli yaşamayı öğretmeliyiz. Çocuğa „hayır“ dediğimizde bu gerçekten hayır olmalı. Aynı şeye bir zaman „evet“, diğer bir zaman da „hayır“dersek çocuk sınırları test etmeyi öğrenir, bu yüzden tutarlı olmalıyız.

Sınır koymak sevgisizlik değildir, çocuk koşulsuz sevildiğini hissettiğinde kuralları daha kolay kabul eder.

Çocuğa yaşına uygun sorumluluk ve görev verildiğide (ortalığı toparlama, küçük işler, ev ve mutfak işlerinde yardım etme) ona „ben yapabilirim“ duygusu kazandırır ve el becerileri gelişir.

Ona „anladım üzüldün, ama bu olmayacak“ demek onda anlaşılmış olma duygusu uyandırır ve aynı zamanda kendi sınırını öğrenir.

Her istediği anında gerçekleşmeyen çocuk küçük yaşta hayatın zorluklarını da öğrenmiş olur. Sera bitkisi gibi her isteğinin karşılanmayacağını bilir. Hayata karşı daha dayanıklı olur.

Ben Avusturya’da yaşıyorum. Burada uzun yıllardır markette ya da oyuncakçıda isteği reddedildiği için ortalığı ayağa kaldıran çocuklara neredeyse hiç rastlamadım. Çocuklar elbette ister; ancak ebeveynin “hayır” dediğinde bunun değişmeyeceğini bilir ve kısa sürede durumu kabullenir.

Buna karşılık, Türkiye’ye gittiğimde, istediği alınmadığı için kriz çıkaran çocuklarla daha sık karşılaşıyorum. Çoğu zaman bu davranışın yeni olmadığını anlamak zor değil: çocuk, ağladığında isteğinin karşılanacağını öğrenmiş oluyor. Böylece süreçte kaybeden taraf ebeveyn oluyor.

Aynı durum toplu taşıma araçlarında da görülüyor: koltukları tekmeleyen, istediği yere oturamadığında ortalığı karıştıran çocuklar genellikle “hayır” sınırını öğrenmemiş oluyor. Ebeveyn “hayır” dese bile, yeterince net ve kararlı olmadığında çocuk bunu bir “belki” ya da “biraz daha ısrar edersem olur” şeklinde yorumlayabiliyor.

Sonuç olarak, çocukların duygusal gelişimi için sınır koymak bir zorunluluktur. Bugün küçük hayal kırıklıklarına izin vermek, yarın hayatın çok daha sert hayal kırıklıklarıyla öğretmesine engel olabilir. Şunu da unutmamak gerekir ki çocuk söyleneni değil gördüğünü öğrenir. Sakinlik, saygı ve tutarlılık önce ebeveynden gelir.

Ausgabe: 296 / 10.06.2026
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren