Sayı | Ausgabe: 224 (16.06.2020)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 15.7.2020

16.07.2019

Bu ay yakınmalardan çok daha farklı bir konuya değinsek diye düşündüm.  Yüzyıllardır yazarların, şairlerin üzerine düşündüğü, yazılar yazdığı bir konu aşk ve nefret ilişkisi… Bu ay yakınmalardan çok daha farklı bir konuya değinsek diye düşündüm.  Yüzyıllardır yazarların, şairlerin üzerine düşündüğü, yazılar yazdığı bir konu aşk ve nefret ilişkisi… 
Örneğin Google’a aşk ve nefret yazarsanız bir çok şarkı, yorum, film vs. bulursunuz. Bunca yıldır en baba yazarların bile çözemediği aşk-nefret sarmalını biz de çözmeyeceğiz ama en azından biraz içine dalıp fayda ve zararları üzerine konuşabiliriz diye düşündüm. 
Aşkın nefrete en yakın duygulardan biri olduğunu psikologlar zaten söylüyor. Bence nefret aşktan doğar ve eğer nefret yok ise aşk da hiç olmamıştır. Bu kadar kesin ve iddialı konuştuğum için beni eleştirenler olacaktır ama yazdıklarıma kulak verin bakalım belki haklı çıkarım.
Aşkın içinde mutlaka bir çıkar ilişkisi ve/veya fayda var. Yani körü körüne aşık olmak diye bir şey olmadığını biliyor olmamız lazım. En azından aşık olduğumuz kişinin de bizi aynı duygularla sevmesini istiyoruz. Üzerine, bir de aşık olduğumuz adamın yahut kadının bizim istediğimiz kriterlerde ve tıpkı hayalimizdeki gibi biri olmasını istiyoruz. Öyle  değil mi? Sanırım buraya kadar haklıyım. Buraya bir gülücük işareti koymak isterdim ama biz yazarlar gazetede bunu yapmıyoruz siz anlayın ama…
Sonra aşık olduğumuz insan bizi sevmeyince ya da hayalimizdeki gibi bir insan çıkmayınca önce üzülüyoruz sonra da nefret ediyoruz. Ben nefreti de seven bir kadınım. Nefretin neresi sevilir diye düşünmeyin. Eğer bu duyguyu bir itici güç olarak kullanırsanız nefretin çok yararını görürsünüz. Üzüntü ve keder başta kalbimiz olmak üzere tüm iç organlarımıza –özellikle bağırsağımıza iyi gelen bir duygu değildir. Mesela kırık kalp sendromu diye bir hastalık vardır. Benim sağlık sayfalarımı da takip edenler var ise böyle bir röportajıma rastlayacaklardır. Gerçekten de kalp kriziyle çok benzerlik gösterir hatta yapılan tetkiklerde kalbin kırık hali de görüntülenebiliyor. Bunun tam tersi olarak nefret beraberinde daha iyi işler yapmayı, hayatına yeniden yön vermeyi, yepyeni bir sayfa açmayı ve en önemlisi unutmayı da beraberinde getirebilir. Farkındaysanız getirebilir diyorum. Çünkü nefreti iyi yönde kullanmak tamamen sizin elinizdedir. Ama üzüntü ve kederin pozitif bir duyguya değişmesi ne yazık ki pek mümkün olmayabilir. Aşırı üzüntü ve keder ile sürekli geçmişte yaşar, bugüne adapte olamaz ve dolayısıyla yeni başlangıçlar yapamazsınız.
Niye nefret ediyoruz? Sevelim sevilelim diyenlere de dünyanın kuralı bu diye cevap vermek isterim. Her zaman her istediğimiz olmuyor, olmayacaktır. Yoksa dünyada eşitlik, huzur, mutluluk, aşk hüküm olurdu. Bize de haber yapacak, üzerinde yazı yazacak olay kalmazdı. Bu işten en çok zarar görenlerden biri de felsefeci ve psikologlar olurdu. Dünya üzerinde “Psikoloji” diye bir bilim dalı olmazdı. Felsefecilere de hiç ekmek çıkmazdı.  
Dolayısıyla bize düşen duygularımızı yöneterek hep daha iyisi olmak için çalışmak. Kendi başımıza başarmak… Bu “Kendi başına başarmak” konusunu Avusturya’da, Almanya’da, Hollanda’da yıllardır mücadele eden hemşerilerimiz çok iyi bilir. Onların da ülkelere ya da şehirlere nefreti vardır. Avusturya’dan nefret edip de orada yaşamaya çalışmak diye bir durum olduğunu biliyorum. Bu konuyu da hiç saklamayalım. Ama dediğim gibi, bu dünyada olmamızın en önemli nedeni hayatta kalmak için mücadele etmek. Her ne olursa olsun, her gün yeni bir başlangıçtır. Başımıza ne gelirse gelsin, yeni bir yol çizip o yolda ilerlemek bizim en temel sorunumuz.
Tabii ki Avrupalıların böyle düşünceleri yok. Ben bizim için konuşuyorum. O zaman size bir sorum olacak. Gerçekten de Alman ve Avusturyalılar arasında aşk ve nefret ilişkisi nasıl? “Duygu” meselesine nasıl bakıyorlar? Biz Akdeniz insanıyız duygularımızı hararetli yaşıyoruz diye suçlanıyoruz ama onlar duygu konusunda neredeler? Haydi bana yazın. Önümüzdeki ay bu konuya devam edelim.  Bakalım hangi ortak paydada buluşup tespitlerimizi yapacağız? Yazabilen herkes yazsın lütfen, bekliyorum. Herkese sevgiler,

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren