Sayı | Ausgabe: 236 (15.06.2021)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 13.07.2021


2004'den önce iktidarda olan Yanukovic 2004'de Turuncu Devrim diye adlandırılan protesto hareketiyle iktidarı kaybetmişti. Yanukovic Rusya yanlısı bir siyaset izliyordu. Turuncu Devrim ile iktidara gelenler AB yanlısıydılar. Ancak 2010 seçimlerinde Yanukovic seçimleri kazanıp yeniden iktidara gelmişti. İktidara geldikten sonra tekrar Rusya ile ilişkilerini yoğunlaştırıp ve geçen Kasım ayında Rusya ile anlaşmaları gerekçe gösterip AB ile Ortaklık Anlaşması'nı imzalamaması Ukrayna'daki AB yanlısı muhalefeti sokağa dökmeye sebeb olmuştu. AB'de bunu fırsat bilerek Rusya yanlısı Yanukovic'in devrilip yerine AB yanlısı muhalif güçlerin iktidara gelmesi için gerekli desteği anında protestolar başlar başlamaz vermeye başladı.
Protestocular daha fazla AB yanlısı olan veya daha yakın duran batı bölgelerinden geliyordu. Kiev bölgesi ve Rusca konuşulan doğu ve güney bölgeler ise daha ağırlıklı Rusya yanlısı.
Gösterilere eski ağır siklet boks şampiyonu ve Udar (yumruk) hareketi lideri Vitali Klitcko ve eski Başbakan Timosenko'nun müttefiki Yatsenyuk önderlik yapanlardan oldular. Ancak protesto hareketinin içerisinde aşırı sağ kesim çoğunluktaydı ve bu kesim ciddi bir şekilde şiddete başvurdu. Aşırı radikal sağ gurupları Bratstvo (Kardeşlik) ve Svobodad (Özgürlük) oluşturuyordu. Protesto eylemlerinde yüzlerce kişi polisin aşırı şiddet uygulamasından dolayı hayatını kaybetti. Şiddet protestolara dahil olan aşırı radikal sağ guruplar tarafından kışkırtırılmış olsa da polis ve iktidar şiddete zaten meyilliydiler.
Demokratik seçimlerle 2010'da gelen Yanukovic'in Ukrayna'nın doğusu ve güneyinde geniş bir destekci tabanı var. Nitekim Ukrayna'da diğer az gelişmiş ülkeler gibi demokratik anlayış konusunda sorunlar yaşıyor. İktidara gelenler seçimlerde çoğunluğu sağlayıp yönetimi ellerine geçirdiklerinde demokrasinin ülkede yerleşmesinden çok iktidarlarını sabitleştirme ve demokratik kural ve kurumları yok etme çabası içine giriyorlar. Yani azda olsa var olan demokratik kuralları kendi şahsi amaçları için araç olarak kullanıp ülkeyi demokratik prensiplerden uzaklaştırıyorlar - bu durum bize yakın olan bir ülkeyi de hatırlatır gibi.
Ukrayna'da muhalif guruplar da iktidara gelse demokratik gelişme açısında pek bir şey değişmeyecek. Yine halkın daha önceki yönetimlerde olduğu gibi sömürülmesi devam edecek.
ABD ve AB 2004'de yapılan Turuncu Devrim'e destek verdiler. Desteğin nedeni bu hareketle Ukrayna'ya demokrasi geleceğinden değildi. Desteğin asıl amacı bu hareketle iktidara gelener ABD ve AB yanlısı bir siyaset güdeceklerdi ve halkın sömürülmesine devam edilecekti. Zira Turuncu Devrim'den sonra Yanukovic'in 2010'da iktidara gelmesine kadar Ukrayna'da pek kayda değer demokratik gelişmeler olmadı ve halkın refah seviyesinde bir yükselme olmadı. Ancak AB ve ABD bu durumları fazla eleştirmedi, zira iktidar AB ve ABD direktiflerine göre hareket ediyordu.
Yanukovic'in halkı umursamadığı gibi şu an var olan muhalif güçlerde (Klitcko ve Timonsenko) halkın refah seviyesinin yükselmesi veya demokrasinin Ukrayna'da yerleşmesi gibi bir kaygıları olmayacak. ABD ve AB'nin Rusya'nın kendi çıkarlarını korumak için özellikle Kırım Adasına müdahalesine sert tepki göstermeleri ve Ukrayna'nın özgürlügü ve bütünlüğü korunmalıdır demeleri Ukrayna halkını çok düşündüklerinden değil. Rusya'nın müdahalesi ile birlikte ABD ve AB'nin çıkarları ciddi derecede zedelenecek. Durum böyle olmasa böyle avazları çıktığı kadar bağırmazlar.
ABD ve AB Rusya'yı ikaz edip Ukrayna'nın bütünlüğüne ve özgürlüğüne saygı göstermesini ve müdahaleden uzak durmasını telkin ediyorlar. Kendileri eski Yugoslavya'yı çıkarları doğrultusunda yerle bir ederken yüzbinlerce insanın ölümüne sebeb verirken ülkenin bütünlüğü ve uluslar arası hukuku ihlal değilmiydi. ABD Irak'a bin bir yalanla (yalanları kanıtlı artık) girerken uluslar arası hukuk geçerli değilmiydi. Kendileri Suriye'de cellat teröristleri desteklerken uluslar arası hukuku ihlal etmiyorlar mı. Ama Rusya Kırım Adasında çıkarlarını gözetirken uluslar arası hukuku ihlal ediyor. İsrail saldırgan bir şekilde uyguladığı yerleşim politikası ile uluslar arası hukuku ihlal etmiyor mu.
Askeri ve ekonomik gücü olan her ülke veya bazı yapılar demokrasiye ve insan haklarına kendi özel çıkarları doğrultusunda yani çıkarlarına ters düşmüyorsa sahip çıkıyorlar. Çıkarları söz konusu olunca halk yığınlarının sömürülmesi, eziyet görmesi, ayrımcı muamelelere maruz kalmaları veya katledilmeleri umurlarında bile değil; örnek mi: Ruanda, Mynmar, Eski Yugoslavya, Filistin, Çin, Suriye, Tibet, Sudi Arabistan, Irak, Libya, Güney Afrika ve daha bir çoğu.
Şimdi de Rusya diger sömürgeci güçler gibi kendi çıkarlarını korumak için stratejik önemi olan yerlere müdahale yapıyor. Bu durumda en sessiz kalması gereken suç ortakları AB ve ABD.
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren