09.10.2026

Türk halk ağzında ve yöresel atasözlerinde "Sen acele etme, işin acele etsin" anlamına gelir. 

Rahmetli Annem bu sözü çok kullanırdı. Evmek (İvmek): Eski Türkçe ve yöresel ağızlarda acele etmek, telaşlanmak, hızlanmak demektir. "İvedı" (acele) kelimesi de buradan gelir. Evsin: Acele etsin, tez davransın manasındadır. Bu söz, bir iş yapılırken aşırı telaş ve acele edilmemesi gerektiğini anlatır. İnsanın sakin ve sabırlı olmasını, işin kendi akışında veya gerektiği hızda ilerleyeceğini ifade eder. Genellikle "Her şeyin bir vakti var, sen sakin ol, telaşlanma" tavsiyesini vermek için kullanılır. 

Bu yazıyı yazmama neden olan bir olay yaşadım. Aşağı Avusturya da bir köyde eski bir evi tamir işiyle uğraşıyorum. Eve yeni iki adet pencere açıp eski pencereleri de değiştirmek istedim. Defalarca ölçtüm sonra siparişi verdim, firmadan gelen ölçüleri teyit ettim sonunda pencerelerin iki tanesi yanlış geldi. Her şey olacağına varıyor. Ben 68 yaşındayım, geriye dönüp baktığımda bir şeyi elde etmek için ne zaman hırs göstermişsem o şeyden mahrum kalmışımdır veya  umduğumdan daha az bir kısmına ulaşmışımdır. Modern insan bu hataya düşüyor. Avusturyada bir çok gayri menkul alıp sattım, eski evleri tamir ettim bedensel olarak çok yoruldum ve yıprandım. Oysa ilk aldığım yeri hiç satmayıp beklese idim daha karlı olacaktım.

Geleceği bilme şansımız yok, ancak o anki hırs ve acelecilik duygusu, bizi "hemen şimdi bir şey yapmalıyım" baskısı altına alıyor.

Bu durum kapsayıcı ve çok yönlü düşünmeyi engelliyor.  Sürekli stres ve acele içindeyken, beyin adeta bir tünel vizyonuna giriyor. Sadece önündeki acil hedefe odaklanıyor  ve yukarıdan, sakince büyük resmi (piyasanın nereye evrileceğini, hayatın sunduğu diğer alternatifleri) görmeyi engelliyor.

İnsan diğer taraftan yaşamı ıskalıyor. Kendinizi yorarak, stresle çalışarak geçen zamanlar, etraftaki güzellikleri sakince görerek yaşamanın önüne geçiyor.

Tabii 68 yaşında bugün bu farkındalığa ulaştım, „ keşke“ dememeye çalışıyorum, zararın neresinden dönülürse kardır derler, ruhum aceleci olsa bile zihnim artık bu yaşta yavaşlamanın ve teslimiyetin, her şeyi akışına bırakmanın hafifliğini keşfetmiş durumda . Biraz yavaşlamak , nefes almak ve hayatı sakince izlemek lazım. Navigasyonu takip ederek bir yere giderken şayet yanlış bir yola saparsanız navigasyon size „hata yaptınız“ demiyor, „rota yeniden oluşturuldu“ diyor. Bunun gibi duruma göre yeni rota oluşturup devam etmek gerek.

Dozunda çalışmak insanı dinç tutar, zihni çalıştırır ve hayata bağlar.

Otobanda saatte 300 kmh hızla giderseniz etraftaki her şey size bir sis bulutu gibi görülür. O hızla giderken sadece önünüzdeki şeride (yani hedefe, paraya, mülke) odaklanırsınız. Yol kenarındaki harika dağ manzaralarını, ağaçların renklerini, yanınızda oturan insanın yüzünü göremezsiniz; her şey bulanık bir sis bulutuna dönüşür. Hayat, o sisin içinde fark edilmeden akıp gider. Fark etmek için durmak gerek, tabii durmak derken  tamamen atıl kalmayı kastedmiyorum. Çünkü yüce Yaratıcı evreni dinamik bir sistem üzerine yaratmış buna ters düşmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Ancak iş size hükmetmesin, hırs göstermenin yıkıcı bir etkisi var bundan kesinlikle uzak durup daha makul olanı tercih etmeliyiz.

Otobanda giderken yan yollara , kasaba yollarına da uğramak yerinde olur. Biraz hızınızı düşürürseniz giderken, etraftaki ağacın yapraklarını da görürsünüz, rengini de ayırt edersini ve  hatta yol kenarındaki bir ağacın gölgesinde dinlenip eşinizle bir kahve de içebilirsiniz. 

Bugün artık „koşturma“ evresinden „hasat ve seyir“ evresine geçmem gerektiğini düşünüyorum.

Ausgabe: 300 / 09.10.2026
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren