07.08.2026
İnsanların vatanlarını terk etme sebepleri genellikle çok katmanlıdır. Ekonomik sebepler, elbette en yaygın olanlardan biri; daha iyi bir yaşam standardı, iş fırsatları ve güvenli bir gelecek arayışı, birçok insanı göç etmeye itiyor. Ancak bu süreçte yaşanan zorluklar ve fedakarlıklar da göz ardı edilemez.
Hayatının önemli bir bölümünü doğduğu toprakların dışında geçiren her şahıs bir gün mutlaka „ben neden burdayım?„ diye kendine bu soruyu sormuştur.. Ben bu soruyu kendime sordum ve konuştuğum yabancı kökenli bir çoğunun da aynı sorulara muhatab olduğuna şahit oldum.
Birçok insan, doğduğu topraklarda yaşamak ve orada bir şeyler inşa etmek ister. Ancak bazen, savaş, yoksulluk, siyasi baskılar gibi olumsuz koşullar, bu hayalleri gerçekleştirmeyi imkansız hale getiriyor. Bir Suriyeli Suriye den Türkiye ye geçmek için 12 deneme yaptığını; bunun 11 inde başarısız olduğunu sınır görevlilerinin görmesinden dolayı amacına ulaşamadığını ve ancak 12. denemede başarılı olduğunu söylemişti. Kimbilir geçemeseydi daha kaç deneme yapacaktı. Avusturyada onlarca Afganlı, İranlı, Suriyeli nin hayat hikayesini dinledim, hangi zorluklara ülkelerini terk ederek Avrupa ya geldiklerini anlattılar, aylarca dağlarda kalarak çoğu zaman yürüyerek, yarı aç, yarı tok uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Avrupa ya ulaşabilmişler. Bu örnekler o kişilerin yaşadığı çaresizliği ve umudu gösteriyor. Bu tür zorluklar, insanların hayatta kalma içgüdüsü ve daha iyi bir gelecek arayışıyla birleşince, göç etme kararı kaçınılmaz hale geliyor.
Ülkedeki sorunlar ve yöneticilerin tutumları hakkında hissettiğimiz hayal kırıklığı da çok yaygın bir durum. Birçok insan, kendi ülkesinin potansiyelini görebiliyor ama bu potansiyelin gerçekleştirilmediğini düşündüğünde üzülüyor. Belki de bu durum, daha iyi bir yaşam arayışında olanların başka ülkelere yönelmesine neden oluyor.
Yıllar önce İran a gittiğimde Tahran dan Şiraz a seyahat ederken yol üzerinde belirli aralıklarla köylere denk geliyordum, insan olan yerlerde bir yeşillik göze çarpıyordu. Ama kilometrelerce dümdüz arazide hiç bir şey ekilmemişti bu durumu garipsediğim için yanımdaki İranlı ya sormuştum, o da buralar çöl demişti. Oysa küçük bir dokunuş oranın çehresini değiştirebilirdi. Hollanda dan bir ziraat mühendisi gelip o toprakları incelese elbette çok farklı ve o toprağın potansiyelini değerlendirebilecek bir görüş sunardı diye inanıyorum.
Sonuç olarak, bu çileler, insanların hayatta kalma ve daha iyi bir yaşam arayışının bir yansıması. Her bireyin hikayesi farklı, ama hepsinin ortak noktası, umut ve daha iyi bir gelecek için verdikleri mücadele. Bu durum, insanlığın evrensel bir gerçeği ve bu nedenle de çok derin bir konu. Farklı bir kültürde yaşamak, özellikle de köklerinizin olduğu yerden uzaklaştığınızda, bazen zorlayıcı olabilir. Avusturya gibi bir ülkede yaşarken, oranın kültürü, dili ve yaşam tarzı ile kendi kültürünüz arasında bir denge kurmak zor olabilir.
Ancak, her iki kültürü de deneyimlemek, farklı bakış açıları kazanmak ve kendi köklerinizi unutmadan yeni bir yaşam kurmak da oldukça değerli. Belki de bu deneyim, hem kendi ülkenize hem de yaşadığınız ülkeye katkıda bulunma fırsatı sunar. Kendinizi ifade edebileceğiniz, köklerinizi koruyabileceğiniz ve aynı zamanda yeni bir kültürde yer edinebileceğiniz bir denge bulmak önemli. Bu süreçte kendinize karşı nazik olmayı unutmayın; her şey zaman alır.
















Share this with your friends: