10.12.2025

Zannediyorum 1982 yılı idi,   Kırıkkalede bir kaç asker arkadaşımla bir hafta sonu televizyonda bir Amerikan filmi seyretmiştik. Aradan 43 sene geçmiş olmasına rağmen filmin ana konusunu hala unutmadım. Zannediyorum 1982 yılı idi,   Kırıkkalede bir kaç asker arkadaşımla bir hafta sonu televizyonda bir Amerikan filmi seyretmiştik. Aradan 43 sene geçmiş olmasına rağmen filmin ana konusunu hala unutmadım. Genç bir adam bir kıza aşık olur, kısa süre sonra aynı adam başka biriyle tanışır. İlk sevgilisini bırakır ikinciye takılmaya başlar. Aradan bir süre geçince yine biriyle tanışır ve ona da aşık olur. Çünkü her tanıştığı bayanın çekici ve diğerlerinde olmayan farklı bir yönü bulunmaktadır, bu da genç adamı etkilemektedir. Böylelikle sevgililerinin sayısı 7 ye yükselir, ta ki adamın karşısına yeni bir genç bayan çıkıncaya kadar.Genç adamın tanıştığı  son  bayan tıpkı bir detektif gibi gencin sevgililerini ve onların öne çıkan özelliklerini araştırır. Tanıştığı zatın onların hangi özelliklerinden etkilendiğini öğrenir. Sonraki günlerde genç bayan adamın eski sevgililerinin belirgin hal ve hareketlerini  kendinde toplar. Yakışıklı adamla dans ederken  onun birinci  sevgilisini taklit eder, omuzunu gencin başına yaslarken tıpkı ikinci sevgili gibi yapar. Birinin saç modelini, diğerinin giydiği kıyafeti… Hakeza her birinden bir şey çalar ve çapkın adamı kendisine bağlamayı başarır. Geçenlerde  karşılaştığım bir durum bana bu filmi hatırlattı. Avusturya aşırı kuralcı bir ülke, hakim olan sistem gereği piyasa pratik çözümlere açık değil.Tabii bu durum bizim gibi sıcak bir ülkede doğan ve canı tez insanlar için problem oluyor. Biz şu an Niederösterreich da bir köyde geçici olarak yaşıyoruz. Kaldığımız evde bir şömine var, şömine aynı zamanda kalorifer peteklerine sıcak su gönderiyor. Evde duvar su alınca peteklere su taşıyan boruları kestik. Şömine su bazlı olduğu için devre dışı kaldı. Bacacıya telefon edip şöminenin bağlandığı yere ikinci bir delik açıp soba kurmak istediğimi havaların soğuduğunu, üşüdüğümüzü söyledim. Bacacı bana hemen cevap vermedi, biraz sonra beni arayacağını söyledi. Gerçekten dediği gibi yaklaşık bir saat sonra aradı, şu an az elemanının olduğunu, iki hafta sonra gelip birinin bakacağını söyledi. Ben de zaten iki hafta sonra Tirol e gideceğimizi gelmelerine gerek olmadığını söyledim. Sinirlenmiştim. Oysa bu iş  çok rahat araya sıkıştırılabilirdi ve çok da vakit almazdı. Bacacılar zaten can çekişiyor, soba kullanan kalmadı, şimdi tüm evler ısı pompası ile ısınıyor, evlerde baca yok. Devlet onlara yetki verdiği için ihtiyaç olmadığı zamanlarda da gelip bacayı temizliyorlar, ihtiyaç olduğu zaman da gelmiyorlar. Sistem böyle işliyor, dolambaçlı yollara gidiliyor, kestirme yol kullanılmıyor. Bu alışkanlığın ilerde Avusturya ekonomisine darbe vuracağını düşünüyorum. Anlık ve günlük işler yapılmıyor, oysa hayatın her anını planlamak mümkün değil. Bu tür olaylarla iş yaptıran herkes hemen her gün karşılaşıyor. (Diğer taraftan Türkiyede baca zehirlenmesinden her yıl onlarca insan ölürken  Avusturyada bu sebeple ölen tek kişi bile yok)Tabii her milletin farklı bir karakteristiği var, Türklerin pratik zekası, algılama ve inisiyatif  kullanma becerisi yüksek. Her gurbetçinin bir izin anısı vardır. Bir karşılaştırma olması adına yaklaşık 30 sene önce yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum. Antalyada yolda seyir halinde iken arabamızın motoru kabortadan ayrıldı, motor yere düştü. Aracın daha önceki sahibi bir kaza yapmış, tamirci hasar gören yerleri tam yapmamış, kaborta gerilmiş bu yüzden motor kulağı denen parça koptu. Şehir merkezinde gökdelenlerin arasında üzeri teneke kaplı bir tamirhane bulduk, zemin toprak, tamircinin atölyesinde anahtardan başka bir alet yoktu. Tamirci bizi kendi arabası ile sanayiye götürdü, bir yerden bir demir aldık, başka bir dükkanda tarif ederek o parçaya ek yaptırdı, deldirdi. Teknik resim bile yok. Sonra tekrar kendi tamirhanesine geldik, yaptırdığı parçayı monte etti. Biz öylece Avusturya ya geldik ve yıllarca aracımızın  motor kulağı bir daha kopmadı. Allah dağına göre kış veriyor, bizde plan proje yok, bir de gündelik hayatta pratik zekadan mahrum olsa idik hayat tamamen çekilmez olurdu herhalde.„Türk gibi başla, Alman gibi devam ettir, İngiliz gibi bitir“ sözü literatüre geçmiş, içi boş bir laf değil. Heyecan, girişimcilik, tez canlılık, enini boyunu düşünmeden balıklama atlama en bariz özelliklerimiz. Çalışkanlık, disiplin, dakiklik, soğuk kanlılık, kalite, kuralcılık, azim, yenilik, istkrar ve özen deyince de Almanlar akla geliyor. İngilizler diplomaside çok başarılılar, ayrıca sömürgecilik, zerafet, geleneklere bağlılık onların diğer özellikleri.Tekrar başta anlattığım filme dönecek olursak; esasında güzel olan özellikleri bir yerde toplamak, onları mecz etmek yeni bir terkip oluşturmak hiç de fena bir fikir değil.İki kültür arasında yaşayan insanlar karşılaştıkları duruma göre gidip gelmeler yaşayabilirler. Ancak büyük resme baktığımızda iki kültür arasında  yaşamak kendi içinde hem zorluklar barındıran, hem de avantaj içeren bir durum. Bireyin kendini geliştirmesi, farkındalığını yükseltmesi için iki kültürden de faydalanması, , farklı deneyimler yaşamış insanlarla bağ kurması onu zenginleştirecektir.

Ausgabe: 290 / 10.12.2025
Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren