Sayı | Ausgabe: 224 (16.06.2020)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 15.7.2020

 

Ülkemizde yapılacak olan Referandum a sayılı günler kaldı. Siyasilerimiz yine düzenledikleri mitinglerle, söylenen marşlarla, attıkları hamasi nutuklarla, oluşturdukları suni atmosferle halkı duygularından yakalamaya çalışıyorlar.
Nedense bir konu halk gündemine geldiğinde hep kabukta kalıyor, öze inilip esasa geçilmiyor, içerik anlatılmıyor. Bu konunun iki boyutu var; biri halka diğeri siyasilere bakıyor. Halk adeta “ben anlamam kanundan, anayasadan, onları boşver, bana benim liderim ne diyor ondan bahset” diyor. Diğer taraftan siyasiler de konuyu alakası olmayan mecralara çekerek, gerektiğinde abartarak, gerektiğinde halka gaz verip alarak oy devşirmeye çalışıyorlar. Bana göre 16. Nisanda yapılacak olan Referandum bir bir siyasi parti seçimi olmadığı için miting tertiplemeye, konvoylarla trafiği kilitlemeye, çevre kirliliğine sebebiyet vermeye hiç gerek yok. Belki halk bu sayede Referandum un içeriğine ve kendisine yönelik getirileri ve götürüleri üzerine biraz kafa yorar. Ben bir konu üzerinde bir tespitte bulunmaya uğraşırken oldukca etraflı düşünmeye çalışıyor, olaylara kişiler üzerinden değil ilkeler ve prensipler üzerinden bakarak yaklaşmayı deniyorum, kendi içimde çelişkiye düşmemeye ve konunun başı ile sonunun örtüşmesine, bir tutarlılık göstermesine dikkat ediyorum. Okuyucularıma da aynı metodu öneriyorum. Bugün Türkiye de başlarındaki lidere kayıtsız şartsız ölümüne itaat eden bir yığın insan vardır. Bu bir siyasi parti veya bir cemaat lideri olabilir. Yüksek rütbeli bir memur telefonda kendinden bir üst makamda bulunan amiriyle konuşurken iki dakikada 20 defa “evet efendim” dedi. Bu bir hafta önce bizzat şahit olduğum bir olay. Yani bu kelime yanlış bir uygulamanın tezahürü. Devlet memuru kendi dairesi içinde özgür değil, kendi uhdesine aldığı bir vazifeyi yerine getirirken önce kendi sahası ile ilgili kurallara bağlı olması beklenir ama uygulamada amirinin isteklerini öne çıkarıyor.
Belki farketmişsinizdir ben, yazılarımla okuyucularımın kalıcı  birer değerler manzumesi oluşturmasına yardımcı olmaya çalışıyorum, bunu hedefliyorum. Yani her bir insan; kişilerden, cemaatlerden bağımsız kendi değerleriyle düşünebilsin, kafasında kendine ait bir çerçevesi olsun eşya ve olayları o çerçevenin içine oturtarak değerlendirsin diye.
Aşırı güce talip olmak, bulunduğu makama sıkı sıkıya yapışmak bence iyiye alamet değil. Bir Hint Atasözünde denir ki: “Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa kesinlikle altını kirletmiştir.”
İktidar partisi devletin gücünü de arkasına alarak muazzam bir “evet” propogandası yürütüyor. Türkiye OHAL in gölgesinde Referandum a gidiyor. OHAL kararnameleri akademik camiayı susturdu, üniversitelerdeki rektörlük seçimlerini kaldırdı. İktidar partisinin başta savunduğu “Güç kanunda, hukukta olmalı” tezi tersine döndü. Hukukun güçten kaynaklandığına inanılır hale gelindi. Referandum kampanyalarında muhalefet aynı imkanlara sahip degil, tarafsızlık ilkesi rafa kaldırıldı.
Hayır diyeceklerin önü kesiliyor. Kutuplaşma arttırılıyor, sosyal adalet dikkate alınmıyor. Toplumsal huzur ve iç barış ancak adaletle temin edilir. Adalet devletin ve düzenin esasıdır; toplumun tüm kılcal damarlarında temelinden çatısına kadar olması gereken bir değerdir. Adaletin gözetilmemesi zulümdür.
Birini kandırmayı veciz bir şekilde ifade eden çok beğendigim bir deyim var: “Ağuyu (zehiri) altın tas icre sunarlar. Bal da onun suç ortağı.” Küçücük bir kibrit çöpünü gözümüzün önüne tuttugumuzda kocaman bir dağı kaybederiz. Dikkatli olalım.
Ben “Başkanlık” sistemine geçmenin Türkiye için hayati önem taşıdığına inanmıyorum. Elbette “Başkan” olup hükmetmek isteyen biri amacına ulaşmak için konuyu lüzumundan fazla abartabilir veya akla hayale gelmeyen yollarla kendine taraftar bulmaya çalışabilir. Ama halk bunu böyle algılamak zorunda değildir. Siyaset tabandan alınan sinyallerle şekillenmelidir.
Sandıktan çıkan her sonuç meşrudur ve saygıyla kabul edilmelidir. Vatandaş oyunu kullanarak sorumluluğunu yerine getirmeli; devlet de yönetimde adaleti, eşitliği, hukukun üstünlüğü prensiplerini gözetmelidir. Aksi taktirde bir gün hükümet değişikliğinde bir kısır döngü içine girer ve aynı olumsuzlukları tekrar yaşarız.

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren