Sayı | Ausgabe: 219 (16.01.2020)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 13.2.2020

 

Sonunda yaz kapıya dayandı. Soğuk geçen ilkbaharın ardından, sıcak ve güneşli günlere giriyoruz. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak bize büyük etkileri olan güneşten, bu yaz da mümkün olduğunca faydalanmaya çalışmalıyız. Ancak güneşli günlerin keyfini sürerken, kendinizi korumayı da ihmal etmemelisiniz.
Yaz ile en uyumlu kelime bence tatil. Ve bu tatilleri hep deniz/havuz kenarlarında güneşlenme hayalleri süsler. Bunun dışında, hafta sonları küçük kaçamaklarla havuzlara gitmek de büyük bir eğlencedir. Özellikle de çocuklar için. Ancak bu mutlu anların zehir olmaması için, vücudumuzu korumamız gerektiğini de hatırlatmak isterim. Peki hem yaz günlerinin keyfini çıkarıp hem de bedenimizi korumayı nasıl başaracağız?
Öncelikle gün içerisinde, terletmeyen, tercihen pamuklu, ince ve açık renkli giysiler tercih etmeliyiz. Hafif ve bol kıyafetler içinde vücudumuz daha kolay hareket edeceği için, terleme de daha az olacak ve daha rahat edeceksiniz.
Terleme; temel olarak, vücudumuzun sıcağa karşı verdiği tepkidir. Vücudumuzun termostatıdır. Yani, hava sıcak olduğunda ya da ateşimiz çıktığında, vücudumuz dışarıya vücut içinden su salar. Bu su, hava ile buharlaşmaya çalışırken, derimizden ısıyı çeker. Böylece derimizi soğutmaya çalışır. Aynı klimalarda ya da araba radyatörlerinde olduğu gibi, su dolaşırken, ısıyı da beraberinde taşır. Böylece iç organlarımızı korur. Bu yüzden, terlemeyi önlemek yerine, terlemenin neden olduğu su kaybının önüne geçmek en doğru yaklaşım olacaktır.
Şapka kullanmak da, vücudu korumanın bir başka yoludur. Ancak şapka seçimi de kıyafet seçimi kadar önemlidir. Şapkanın özellikle tepe bölümünün bir kısmı file olmalı ki, kafa derisi nefes alabilsin, terlemeyi rahat gerçekleştirebilsin. Aksi takdirde, şapka koruyucu olmaktan ziyade, vücudu daha fazla ısıtarak, size zarar verebilir. Ayrıca ön korumalığının da olması, gözlerinizi korumanız açısından güneş gözlüğü kadar önemlidir. Özellikle küçük çocuklar ve bebeklere şapka seçerken, açık renkli olmasına, üst kısmının file benzeri hava geçirgen olmasına ve çocuğun kafasına tam oturan bir model olmasına dikkat edilmelidir.
Güneş gözlüklerini seçerken, artık hepimiz biliyoruz ki, sadece modeline değil, koruyuculuğuna da bakılmalıdır. Güneşin UV ışınlarını filtreleyerek, göz sağlığımızı koruyan gözlükleri seçerken “CE” damgasının olmasına ve en az “UV 400” seviyesinde koruyuculuğunun olmasına dikkat edilmelidir.
Güneş koruyucuları... İster krem, ister sprey ya da pomat. Genel olarak amaçları, güneşin zararlı ışınlarından vücudu korumak olan bu malzemeler, aslında sadece yazın değil, kışın da kullanılmalıdır. Çünkü bulutlu havalarda güneş ışınları daha çok kırılarak yeryüzüne ulaşır ve daha çok zarar verir.
Peki hangi güneş koruyucusunu kullanmalı? Güneş koruyucuları, içeriğindeki “Güneş Koruma Faktörü” yani SPF ( Sun Protection Factor )’ye göre sınıflandırılır. Bu şu demektir: Örneğin güneş koruyucusuz 10 dakika güneş altında durunca güneşin yakma derecesi ile, 10 SPF koruyucu kullanarak 150 dakika güneş altında durunca güneşin yakma derecesi aynıdır. Yani koruyucular, güneşin etkilerini azaltırlar ama tamamen yok etmezler.
Son çalışmalar gösteriyor ki, yüksek faktörlü ( 30 SPF ve üzeri) koruyucular da vücudumuz için iyi değil. Çünkü bu koruyucular, D vitamini üretmek için güneşten almamız gereken ışınları da engellediği için, bir yandan korurken bir yandan da faydalanmamızı engellemektedir. Sadece yazın değil, kışın da, güneş ışınlarının en dik geldiği öğle saatlerinde, koruyucusuz olarak el, kol, yüz gibi açıkta kalan vücut bölümlerinin, 15-20 dakika güneş görmesi, günlük D vitamini ihtiyacını karşılayacaktır. Öğle saatinde olmasının nedeni ise; faydalı ışınların en çok bu saatlerde gelmesinden dolayıdır. Sabah erken ya da öğleden sonraki saatlerde, D vitamini üretmeye faydası olmayan, sadece zararlı olan ışınlar yeryüzüne ulaşır. İşte bu yüzden, öğlen ve koruyucusuz olarak kısa süreli güneşlenmek, öğle dışındaki saatlerde, başka herhangi bir sağlık sorunu yoksa, 20 SPF’li koruyucular kullanmak en doğrusudur.
Ve SU! Su vücudumuzun en temel maddesidir. Normal vücut içi metabolizma faaliyetlerini sürdürmenin yanı sıra, vücut sıcaklığını dengede tutmak için de çok önemledir. Yaz aylarında, terleme nedeniyle daha fazla suya ihtiyaç duyarız. Eğer sıcak sorunu varsa, vücut kendini koruyabilmek için, ilk önce bu problemi çözmeye çalışır ve diğer sistemleri bloke eder. Bunun için de, terleme yoluna gider. Eğer yeteri kadar su yok ise, diğer organlardan, örneğin böbrek ve barsaklar, su çeker. Vücut içi suyun azalmasına bağlı olarak, yorgunluk, halsizlik, kabızlık, böbrek sorunları, tansiyon problemleri görülebilir. Hatta ileri boyutta, vücut kendini korumaya çalıştığı için, bayılma bile görülebilir. Bu yüzden günlük minimum 3 litre su için. Su içmek için susamayı beklemeyin. Ve unutmayın: Kahve, enerji içecekleri, çay ya da meyve suları asla suyun yerini tutmaz. Aksine, vücuttan su çekerek, sizi daha da susuz bırakır.
Hepimize sağlıklı ve bol keyifli bir yaz dilerim.

Soru, görüş ve önerileriniz için mail yollayabilirsiniz.
Sağlıkla kalın...

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren