Sayı | Ausgabe: 240 (13.10.2021)
Gelecek sayı | Nächste Ausgabe: 10.11.2021

Mag. Nilgül Öztürk

nilgül ozturk Kopie

15.09.2021

Gelişiminizde kendinizi daha evvel deneyimlemediğiniz, bilmediğiniz alanlarda buluyor musunuz sıkça?

Yoksa, alışık olduğunuz alanda yapışıp kalıyor musunuz?

Stanford Üniversitesinde psikolog Carol Dweck, neden bazı insanlar gelişirken, diğerleri oldukları yerde saydıklarını merak ederek yaklaşık 40 yılı kapsayan başarı hikayelerini araştırmış.  Yapılan araştırmalar sonucunda Dweck’in ulaştığı sonuç gelişim odaklı zihniyet ile sabit odaklı zihniyet arasındaki farktan kaynaklandığı yönünde olmuştur. 

Sabit zihniyette olan bireyler, yeteneklerinin doğuştan geldiğine inanırlar ve doğal olarak doğuştan gelen bu yetenekler aslında başarıyı da belirler şeklinde inanca sahiptirler.

Gelişim odaklı zihin yapısına sahip bireyler ise, yeteneklerin emek vererek kazanılabileceğine ve her birey kendini adayarak, kendine olan inancı ve belirleyeceği doğru stratejiyle dilediği alanda iyi olabileceğine inanırlar.

Sabit zihin yapılı bireyler kendilerini doğrularken, gelişim odaklı zihin yapısına sahip bireyler odağını kendilerini geliştirmeye yönlendirirler.  

Böylelikle sabit zihin yapısını benimsemiş bireyler, zeka ve yapabileceklerinin sınırlı olduğunu düşünerek gelişimlerine yönelik yatırım yapmazlar. Kendilerini zorlayacak alanlara girmezler çünkü yargılanmaktan korkarlar, önlerine engel çıktığında çok çabuk vazgeçerler. 

Belirli alanda emek vermenin zaman kaybı olduğunu düşünürler. Bununla birlikte başkalarının başarıları karşısında korku ve kıskançlık hissederler. Aslında zeka ve yeteneğin sabit olduğunu düşünmek gelişimimizi önünde duran en büyük engeldir.

Sabit zihin yapısı, gelişime alan açmadığı için, kişinin potansiyelini harekete geçirmesine izin vermemektedir. Halbuki Charles Schulz’un dediği gibi bir insanın en ağır yükü gerçekleştiremediği potansiyelidir.  Açığa çıkarılmamış, harekete geçirilmemiş bir potansiyel üzerimizde baskı,  içimizde ise boşluk oluşturur. Bu konuyla ilgili Abraham Maslow’un sözlerine yer vermek istiyorum.

“Eğer olduğundan daha az olmayı planlıyorsan, yaşamının sonuna kadar derin bir mutsuzluk hissedeceğin konusunda seni uyarıyorum. Kendi kapasitenizden ve olasılıklarınızdan kaçmış olacakasınız.” 

Gelişim odaklı zihin yapısına sahip bireyler, öğrenerek, emek vererek ve adanmışlıkla her türlü beceriyi geliştirebileceklerine inanırlar. Bu inançla da öğrenme aşkı başlar, zorlukları kucaklama ve durgunlukları aşma cesareti gösterirler. 

Bu inanca sahip bireyler emek vermekten kaçınmazlar ve başkalarının başarılarını kendileri için ilham kaynağı yaparlar. Böylelikle ileri düzeyde kişisel gelişim, başarı ve uzmanlık alanlarına erişirler. Bu nedenle, zihin yapımız hakkında farkındalık geliştirmemiz önemlidir

Peki bu iki farklı zihin yapısı ne şekilde ve nasıl oluşur?

Dweck’in bu alandaki araştırmaları zihin yapısının çocukluk yaşlarda oluştuğunu ortaya koymuştur. Çocukluk yaşta oluşan zihin yapısının ardında ebeveyn ve öğretmenler vardır. 

Çoğu ebeveynin çocuklarına karşı yaklaşımı sabit zihin yapısındandır. 

Okul sisteminde de çocukların bilgi ve becerilerini ölçmek için test (başarı/ başarısız ) sistemi (yargılayıcı olan)  benimsemiştir. 

Dweck, araştırmasında sabit zihin yapısına sahip çocukların ebeveynlerinden sürekli olarak yargılayan mesajlar aldıklarını ve karakterlerinin,  apabileceklerinin her an ölçüme (yargı)  tabi tutulduğunu hissettiklerini belirtmektedir.  

Peki yargı çukuruna düşmek yerine, öğrenen zihniyete geçişi nasıl yapabiliriz? 

Kendimize ve çevremize karşı yargılayan zihniyette olduğumuzu nasıl anlarız ve dilediğimiz yöne yönlendirmenin yolları neler?

Yönlendirme yollar farkındalıkla yapacağımız seçimlerle ilgili. 

Viktor Frankle’ın „İnsanın Anlam Arayışı” kitabında dile getirdiği gibi, elimizde olan herşey alınsa dahi, duruma / olaya karşı vereceğimiz cevaba ilişkin özgürlük sadece ve sadece bize aittir. 

Bu konuda ve bununla beraber, güçlü yönlerinizi, sizi siz yapan öz değerleriniz doğrultusunda, yönünüzü netleştirerek, özgüven ve cesaretle sizin için anlam ifade eden ve potansiyelinizi harekete geçirmenize vesile olan ve iç motivasyonunuzu doruğa çıkaracak çalışmalara hazırsanız,  profesyonel koçluk desteği için:

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden 

www.clubhappinesssuccess.com web sitesindeki whatsapp destek üzerinden irtibata geçebilirsiniz. 

Koçluk atölyelerine ilişkin bilgilendirmeler:

@club_happiness_success - isimi Instagram hesabından takip edebilirsiniz. Sevgi, Sağlıkve Mutlulukla kalınız!

 

15.06.2021

“Büyük liderleri farklı kılan, onların kişisel liderlik yetkinlikleridir.” D. Goleman

Liderliğin değişik katmanları vardır. Nasıl daha iyi bir lider olunacağına dair tavsiyeler sunan on binlerce kitap var. Ancak, psikolog Daniel Goleman “Duygusal Zeka” adli kitabında da belirttiği gibi, "Büyük liderleri farklı kılan, onların üstün kişisel liderlik becerileridir." Liderlik, diğerlerini nasıl etkileyebileceğimize yönelirken, kişisel liderlik kendimizi gözlemlememizi ve yönetmemizle ilgilidir. Kişisel liderlik bir nevi olgun yetişkin olmaktır. Olgun yetişkin durumuna geldiğimizde tüm eylem ve davranışlarımızın sorumluluğunu alırız.  Kişisel liderlik, öz-farkındalık, kendini bilmek, kendine karşı dürüstlük ve öz disiplin gibi nitelikler gerektirir. Kendi kendine liderlikte Öz’ün neyi temsil ettiğini iyi anlamak gerekir. Bu bağlamda, Öz gerçek benliğimizdir. Bu benlik, olgun bir yetişkin olmak, geliştirmek veya bütünleştirmek istediğimiz tüm niteliklere zaten sahiptir. Psikolog Jay Earley öz-benliği şöyle tanımlar: ‘Benliğinizdeyken, derin bir şefkatten gelirsiniz, başkalarına, kendinize ve parçalarınıza karşı sevecen ve şefkatli olmanızı sağlar. Benlik güneş gibidir - sadece parlar."Kişisel liderlik yetkinliklerini geliştirmek için günlük uygulama ve dikkat gerektiren çaba gerektirir. Öz-farkındalık, duygu regülasyonu, iç motivasyon, empati, sosyal beceriler ve duygusal zeka yetkinliklerini anlayıp geliştirmek önemlidir. Belirsizliğin yoğun olarak yaşadığımız pandemi dönemi bizlere bir birey olarak dayanıklı, kararlı ve esnek olmamız gerektiğini gösterdi. Bu yetkinlikleri geliştirmek ve farkındalıkla uygulamak için kişisel liderlik yetkinliklerimizi geliştirmemiz gerekir. Kişisel liderlik, kendini tanımakla, kendini bilmekle başlar. Bu nedenle, kadim toplumlar, felsefe ve dinler insan oğlunu kendini tanımaya davet etmiştir hep. Kendimizi tanıdığımız kadar başkalarını tanıyabilir, farkındalıklı ve bilinçli kararlar alabilir ve tüm eylem ve davranışlarımızın sorumluluğunu alabiliriz.  Kişisel liderlik becerilerini geliştirmek için önce olana merakla yaklaşmak, ön yargılarımızdan, koşullu programlarımızdan, bizim için artık faydalı olmayan inanç ve oluşturmuş olduğumuz sahte benliklerimizden sıyrılmak önemlidir. Merak kendi gerçek benliğimizi bulmamıza yardımcı olur. Üzerimize yüklemiş olduğumuz bu sahte benliklerden sıyrılmak için öncelikle kendimize karşı dürüst olmamız, kendimizi gözlemlememiz ve ön yargı filtrelerinden arınmış motivasyonumuza ulaşmayı gerektirir.  Düşünce, duygu, davranış ve eylemlerimizin sorumluluğunu almak, hesap verebilir olmayı gerektirir. Bu sorumluluk olmaksızın gelişim sağlanamaz. Mental ve duygusal durumumuzu yönetebilmek öz-disiplini gerektirir. Alçak gönüllülük kişisel liderlik yetkinliklerindendir. Duygusal zeka yetkinliklerimizi geliştirdikçe, gerilimlerimiz, iç çatışmalarımız ve belirsizliklerimiz hakkında bilinçli oluruz. Karanlık yönlerimizle yüzleşmemiz ise cesaret gerektirir. Uzun vadeli ve sağlıklı gelişim için öz-şefkat gerektirir.  Kendimize karşı şefkatli olduğumuzda, kendimizi anlayabilir, kabul edebilir ve kendimize karşı nazik olabiliriz. Öz-liderlik, agresif veya pasif olmak değil, onun yerine iddialı olmayı, bizim için önemli olanın aşırıya gitmeden içten gelen inançla arkasında durabilmeyi gerektirir.Gelişime gösterdiğimiz direncin farkına vararak gerektiğinde diskomfort durumunda istekli olarak kalabilmeyi, geri bildirimlere açık olabilmeyi ve kontrol etme dürtüsünü serbest bırakabilmeyi gerektirir.Kişisel liderlik yetkinliklerimizi geliştirdiğimizde, başkaları üzerinde değil, kendi üzerimizde otorite kurar, kendi yaşamımızın direksiyonuna geçeriz. Hızla değişen yeni dünya düzenine ayak uydurabilmemiz için bize faydalı olmayan, gelişimimizin önünde engel olan ve günümüz şartlarına uymayan inançlarımızı anlayıp dönüştürmemiz, bizi biz yapan  değer sistemimizi bilmemiz son derece önemlidir. Yeni dünya düzeni, bireysel sorumluluğu öne çıkaran becerileri ve yetkinlikleri geliştirmemizi gerektirmektedir. Bunlar, öz farkındalık, bilinçli farkındalık, yılmazlık, yapılandıran düşünce yapısı, problem çözme becerisi, sürdürülebilir iletişim, yaratıcı düşünme, empati, karar verme gibi yetkinlikleridir.  Kendini tanıyan, güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olan, problem çözme becerisine sahip, yaratıcı, çevresi ile olumlu ilişki kurabilen ve bu ilişkileri sürdürebilen bireylerin yetişmesi hem birey hem de toplum açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak, bireyin bu becerilere herhangi bir destek almadan kazanmasını beklemek büyük bir yanılgıdan ibaret olacaktır. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak, 15 yaşında akademik olarak çok başarılı bir genci düşünelim. Bu genç, sınıfta derse katılmakta, verilen görevleri eksiksiz yerine getirmeye çaba göstermektedir. Fakat sınav esnasında paniğe kapılmakta, kaygı ve strese girmekte ve bunu yönetememektedir. Bu nedenle, sınav notları gerçek başarısını yansıtmamaktadır. İşte burada, hem analitik, hem de duygu dünyamızı bilerek yönlendirebilmek ve dengeyi oturtabilmenin, kişisel liderlik becerilerini geliştirmenin önemi öne çıkmaktadır. Okul yıllarında yaşanan bu sorunlar, gelişime önem verilmediğinde, üzerinde çalışıp geliştirilmediğinde, ileride iş  ve özel yaşamda engel olarak önüne çıkacaktır. Değişen dünya düzeninin öne çıkardığı yetkinlikeri geliştirmek için hem duygu dünyamızı yönetebilmek, hem de gelişim odaklı zihin yapısı benimsek önemlidir.  Neyi niçin istediğini bilen bireyler, ilgi alanına giren herhangi bir alanda: • Kendisini geliştirirler, çünkü hedeflerine ulaşması için çaba göstermesi gerektiğinin farkındadırlar. • Hayallerini yaşarlar, çünkü başarının anahtarının kendi ellerinde olduğunun farkındadırlar.• Hatalarını ve başarısızlıklarını rahatça kucaklayabiliyorlardır, çünkü başarısızlığın bir deneyim olduğunu ve  gelişim alanlarına işaret ettiğini ve büyümesi gerektiğini gösterdiğine inanırlar.• Eğer yeterince emek verip, pratik yapar ve çaba harcarsa, herşeyi başarabileceğine ve öğrenebileceğine inanırlar. 
Kişisel liderlik, gelişiminize giden yolda kendi rehberliğinizi yapabilmektir. • Ne istediğiniz, neyi niçin yaptığınız konusunda netlik,• Kriz ve zor durumları istenen sonuca doğru yönetebilmek, • Duygusal reaksyonlarınızı yönlendirebilmek,• Davranış ve alışkanlıklarınızı iyileştirmek,• Neyi temsil ettiğinizi bilmek, gibi önemli yetkinliklerle, kendinizi görmek ve yaşamak istediğiniz gelecekteki “SEN”e taşımak için rehberlik almak için  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden irtibata geçebilir, ayrıntılı bilgi için  https://clubhappinesssuccess.com/kisisel-liderlik/  linkini ziyaret edebilirsiniz.Sağlık, sevgi ve mutlulukla kalınız!

17.03.2021

Öz-farkındalık, duygusal zekâ yetkinliklerini ve kişisel liderlik becerilerini geliştirmenin temelini oluşturur.  Öz-farkındalığımız olmaksızın, bizler, rüzgârın estiği yöne giden yapraklar gibi oluruz. 
Öz-farkındalığı, kısaca bilinçli davranmak olarak da adlandırabiliriz. Bilinçli davranış şekli, olan biteni farkındalıkla algılamamız ve kendi doğamızın farkına varmamızı sağlamaktadır. Bilinçli olmadığımız zamanlarda bilinçdışı devrede olur, bilinçdışının devrede olması ise bizi her zaman istediğimiz veya dilediğimiz sonuca götürmeyebilir. Bilinçdışının temel görevi bizi hayatta tutmaktır, mutlu veya huzurlu olmamızı sağlamak değildir. Ancak bizler, çalışarak bilinçdışını bilinç haline getirebilir, yaptıklarımızı niçin ve neden yaptığımızı anlayabilir ve dilediğimiz hedefe giden yolda farkındalıkla ilerleyebiliriz. 
Öz farkındalık bir beceridir ve her bir beceri gibi üzerinde çalışarak geliştirilebilir. Öz-farkındalığınızın gelişimine yönelik çalışmaya başladığınızda, ilk etapta bir “diskomfort” durumu deneyimleyebilirsiniz. Bu gayet normaldir. Her türlü beceri geliştirme sırasında yaşadığımız olay da zaten bu değil midir?  Mesela piyano veya gitar çalmayı öğrenmek, yeni bir dans türünü geliştirmek istediğimizde de ilk başlarda bocalar, rahatsız oluruz, ancak zamanla ustalaşırız. Önemli olan bu süreç için özveri ve disiplinle yılmadan çalışmaktır.     
Bizler, doğduğumuz andan itibaren hayata ilişkin inançlarımızı oluşturmaya başlarız ve oluşturduğumuz bu inançlar bir nevi “yazılımımız” olur.  Çocukluk yaşta oluşan bu inançlarımızın birçoğu gereklidir, faydalıdır, motive edici ve destekleyicidir, kısaca yaşamımızın idamını sağlarlar. Ancak, çocukluk yaştaki şefkat, ilgi ve sevgi ihtiyaçlarımız oranında geliştirmiş olduğumuz bazı inançlarımız, üzerimizde baskı oluşturabilir, gücümüzü ve enerjimizi, öz-değer ve öz-güven duygumuzu olumsuz etkileyebilir, hayatımızın belirli alanlarında durgunluğa yol açabilir ve kişinin kendisini gerçekleştirmesine engel olabilirler. 
Bu nedenle, kendimizi tanımamız, bizi tanımlayan değer sistemimizi bilmemiz, inanç kalıplarımızı anlamamız, duygu ve düşünce dünyamızı anlayıp yönlendirebilmemiz ve farkındalıklı kararlar alabilmemiz için öz-farkındalığımızı geliştirmek çok önemlidir. Bizi biz yapan, bizi tanımlayan değerlerimizi keşfedip anladığımızda ve onlarla uyum içinde olduğumuzda “zirvede” oluruz ve en iyi versiyonumuzu yaşayabiliriz. Değerlerimizle uyum içinde olduğumuzda, içsel motivasyonumuz devreye girer ve başarı kendiliğinden gelir. 
Bu nedenle, İsviçre’li Psikiyatrist Carl Gustav Jung’un da dile getirdiği gibi, bu “yaşamın ayrıcalığı gerçekte olduğumuz kişi olmaktır.”
Duygu ve düşünce dünyamız da bu sistemin bir parçasıdır. Duygularımızi yönetebilmemiz ve duyguları dilediğimiz hedefe doğru yönlendirebilmemizin yolu da yine kendimizi tanımaktan, kendimizi bilmekten geçer. 
Duygularımızla bağ kurup duygu dünyamızı anlamaya, belirli durumlar karşısında verdiğimiz benzer tepkileri gözlemleyerek, farklı sonuç için farkındalıklı cevap vermemize yardımcı olan duygusal zekâ yetkinliklerini geliştirmek öz-farkındalığımızı güçlendirir.  Duygusal zekâ yetkinliklerimizi geliştirdiğimizde yüzde elli beş oranında daha etkili oluruz ve yaşam kalitemiz artar. 
Öz-Farkındalığın üç önemli bileşeni vardır: Duyguların farkındalığı; Öz-değerlendirme; Öz-güven
Bu üç bileşeni geliştirmek hem özel hayatımızda hem de profesyonel hayatımızda bize kazanımlar sağlamaktadır.  Duygusal zeka zekamızın gelişimi, sezgiseliğimizin ve motivasyonumuzun artmasına yardımcı olmaktadır. Kendi tepkilerimizi, davranış kalıplarımızi anlamamız, farkındalıklı cevap verme ve strateji geliştirme imkânı yaratmaktadır.
Bütün bunlar, kendi yeteneklerimizin farkındalığını geliştirmek, öz-sevgimizin, öz-güvenimizin artmasına da yardımcı olmaktadır. Bu üç bileşen arasında güçlü bir bağ vardır. Güçlü duygusal farkındalık, doğru öz-değerlendirme ve öz- farkındalığı geliştirmekte, güçlü öz-farkındalık ise öz-güveni geliştirmektedir. 
Öz-güven çok güçlü bir yetkinliktir. Bilimsel araştırmalar, öz-güven profesyonel başarıda çok büyük yer aldığını kanıtlamaktadır. Bu konudaki araştırmalar, öz-güvenin, üst düzey yöneticileri ortalama olanlardan ayırt eden önemli bir fark olduğunu ortaya koymuştur. Kendinizi tanımanız ve kendinize karşı dürüst olmanız,  öz-güveni geliştirmek için önemli etkenlerdir. Güçlü öz-farkındalık için ortak bir yaklaşım gerekmektedir. Bunun için önce kendi merkezimizde olmamız önemlidir. Merkezimize gelmek, farkındalığımızı arttırır. Bunu, “mindfulness” meditasyonu yaparak sağlayabilirsiniz. Bu meditasyon sırasında odağımızı, nefesimize, düşünce ve duygularımıza yönlendiririz. Böylelikle iç dünyamızı anlamaya, bedendeki duygu, his ve düşünceler konusunda farkındalık geliştirmeye başlarız.  
Özellikle bu pandemi döneminde, kaygıdan uzak olabilmek, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak ve sürdürülebilir iç huzurda kalabilmek için beden-zihin dengesini sağlaması önemlidir. Bunun için günlük doğa yürüyüşlerinize ilave olarak Yoga, Tai Chi, Qigong gibi egzersizler yapabilirsiniz.  
Güçlü öz-farkındalık için ayrıca,  öz-değerlendirme önemlidir. Bunun için özel envanterlerle, kişiliğimizi tanımak, baskın yönlerimizi, güçlü ve zayıf yönlerimizi bilmek, bizi biz yapan ve tanımlayan değerlerimizi keşfetmek, gölge yönlerimizle yüzleşmek ve iç çatışma ve iç-diyaloglarımızı anlayıp çözebilmek önemlidir. 
Öz farkındalığı arttırmaya, duygu yönetimine, kişisel liderlik becerilerini geliştirmeye, inanç kalıplarının sağlığınız üzerindeki etkilerini anlamaya, işiniz, kariyeriniz, özel veya profesyonel yaşamınızda karşılaştığınız bazı sorunları aşmaya, kendinizi geliştirmeye yönelik çalışmaları bir rehber eşliğinde yapmak istiyorsanız www.clubhappinesssuccess.com web adresini inceleyebilirsiniz.
Sağlık ve mutlulukla kalınız

14.04.2021

Belirsizliği yoğun olarak yaşadığımız,  dünyayı sarıp kavuran ve tüm şehirleri adeta boş bir arenaya dönüştüren,  olmaz dediklerimizin olduğu, sağlığın, insan sıcaklığının ve sosyal dayanışmanın önemini yoğun olarak deneyimlediğimiz bu dönem,  hem bireylere, hem de işletmelere, dayanıklı, kararlı ve esnek olmamız gerektiğini öğretmiştir. Belirsizliği yoğun olarak yaşadığımız,  dünyayı sarıp kavuran ve tüm şehirleri adeta boş bir arenaya dönüştüren,  olmaz dediklerimizin olduğu, sağlığın, insan sıcaklığının ve sosyal dayanışmanın önemini yoğun olarak deneyimlediğimiz bu dönem,  hem bireylere, hem de işletmelere, dayanıklı, kararlı ve esnek olmamız gerektiğini öğretmiştir. 
Pandemi dönemi, getirmiş olduğu zorluklarla beraber, kendi kişisel gelişimimiz için de alan yaratmıştır.  Bu çerçevede, yaşamakta olduğumuz bu dönem, bir çok birey ve işletme için, geliştirdikleri farkındalık ile krizi bir fırsata dönüştürme, yaratıcılık için alan yaratmaya vesile olmuş olabilir.  “Krizi asla boşuna harcama.” demiş Winston Churchill. Her kriz, beraberinde fırsatlar da getirir. 
Dış dünyamızda belirsizlik devam ederken, odağımızı kendi kontrolümüzde olan yapabileceklerimize ve ulaşmak istediğimiz hedeflerimize yönlendirerek kendi kişisel mutluluğumuz ve sürdürülebilir iyi hissetme (well-being) halimiz için çalışmalar yapabiliriz.
Bilimsel araştırmalar, mutluluğun dış faktörlere bağlı olma oranının çok düşük olduğunu, tamamen bizim kendimizle, içimizdeki duygusal dengeyle, iç huzurumuzla alakalı olduğunu ortaya koymuştur. 
Mutluluk, doğamızın var olma halidir. Doğuştan sahip olduğumuz kaynaklarımızı keşfedip, potansiyelimizi harekete geçirerek bizim için anlam ifade eden yolda bulunmakla, hem mutluluk, hem de başarı halimizi deneyimlemiş oluruz aslında. Hayatımıza neyin anlam kattığının farkındalığını geliştirdiğimizde, hem özel, hem de profesyonel yaşamımızda, hep peşinde koştuğumuz otantik mutluluğun yaratıcısı olabiliriz. 
Bizim için anlam ifade eden ve değerlerimizle uyumlu bir yolda bulunmamız, sürdürülebilir olan içsel motivasyonumuzu harekete geçirir. Böylelikle, bir çok alanda “kazan-kazan” durumları yaratırız. Yaratıcı, pozitif düşünen, motivasyon dolu, yılmadan, zevkle çalışan, yaptıklarını tutkuyla yapan ve mutlu bir birey olarak önümüzdeki tüm kapılar teker, teker açılır ve hayal olan hedefimizi  yaşamak sadece bir zaman meselesinden ibaret olur.  
Bizim için anlam ifade eden yolda ilerlemeyi seçerken, yöntemler her birimiz için farklı ve biricik olabilir. Kaçınılmaz olan ise, bu yola çıkmamız gerektiğidir. Aksi halde gitmek istediğimiz yöne değil, her geçen gün hızla değişen dış dünyanın bizi sürüklediği yöne amaçsızca biz de sürüklenebiliriz. 
Bununla birlikte, mutluluğun, organizasyon ve kurumsallar için de bir işletme başarısının arkasında yatan işletme stratejisi/işletme kültürü de olabileceğini gösteren bir örnek paylaşmak istiyorum. 
Tony Hsieh, ortağı olduğu firmasını 265 milyon ABD dolarına Microsoft firmasına satışını yaparak Genel Müdürlüğünü üstlendiği Zappos firmasını çok kısa süre içinde yine milyon ABD Doları ciro yapan bir işletme haline taşımıştır. Kısa sürede gerçekleşen bu işletme başarısının ardında, Tony Hsieh’nin, Zappos firmasını,  müşterilerine “mutluluk sunan” ve çalışanların mutluluğu için sorumluluk alan bir işletme haline getirmiş olmasında yatmaktadır.  Mutlu çalışanlar, en iyi performansı göstererek mutlu müşterilere vesile olmuştur, mutlu müşteriler ise işletmeye para kazandırmıştır.  
Durumlar ve olaylar, kısa vadeli değil, uzun vadeli, kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üreten bir sistem açısından değerlendirilince, geri dönüşümler de tatmin verici olmaktadır.  Böylelikle,  mutluluğun, bir işletme başarısının ardında yatan işletme stratejisi de olabileceğini  görüyoruz. 
Çalışanlarının gelişimini ve  iyi hissetmelerini esas alan öncü kurumlardan biri olan Google, 2007 yılından bu yana, çalışanlarına nörobilim ve “mindfullness” temelli duygusal zeka yetkinliklerinin gelişimine yönelik başlattığı, günümüzde liderlik olarak konumlandırdığı bir program sunmaktadır. 
Sonuç olarak, dış faktörlere bağlı, kalıcılığı ve sürdürülebilirliği en kısa olan  zevk ve eğlence odaklı mutluluktan ziyade,  “flow” dediğimiz, akışın/teslimiyetin getirdiği iç huzurda kalarak, zamanımızı ve enerjimizi anlam  üzerine düşünerek harcamamız, bizleri daha kalıcı ve sürdürülebilir mutluluğa taşıdığını, bu konuda yapılan bilimsel araştırmalarca ortaya konmuştur.
Strateji ve gelişim konularını ele almak isteyen, Viyana kayıtlı işletmeciler, koçluk ve yönetim danışmanlığı hizmetinden teşvikli olarak faydalanabilirler. Bilgi için: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.;Web: www.clubhappinesssuccess.com / Instagram: club_happiness_success
Sağlık, mutluluk ve başarıyla kalınız!

17.02.2021

Her birimiz, yaşam içinde bilinçli veya bilinçsiz olarak kendimizle ilgili bir “benlik”  (kişilik imajı) oluştururuz. Oluşturduğumuz bu benlik, bizim gerçek doğal benliğimizle çoğunlukla çok alakalı olmayabilir, çünkü neredeyse % 95 bilinçsizce oluşmuştur. Her birimiz, yaşam içinde bilinçli veya bilinçsiz olarak kendimizle ilgili bir “benlik”  (kişilik imajı) oluştururuz. Oluşturduğumuz bu benlik, bizim gerçek doğal benliğimizle çoğunlukla çok alakalı olmayabilir, çünkü neredeyse % 95 bilinçsizce oluşmuştur. 
Gerçek değerlerimizle uyumlu olan farkındalıklı adımlar atmak için, öncelikle oluşturmuş olduğumuz bu “sahte” beni bırakabilmemiz, davranışlarımızın arkasında yatan gerçek nedenleri anlamamız ve aşağıda yer alan üç soruyu cevaplayabilmemiz çok önemli:
• Yaptıklarımı ne için yapıyorum?• Benim yaşam kalitemi belirleyen neler?• En iyi versiyonumu yaşayabiliyor muyum?
Bu sorulara cevap verebilmemiz bizleri,  tüm kadim toplumların, felsefenin, semavi dinlerin insan oğluna söylediği “kendini tanı, kendini bil” alanına yönlendirmekte,  bize yüklenen kodları keşfedip özgürleşmemiz, “fabrika ayarlarımıza” ulaşmamız ve gerçek değer ve ihtiyaçlarımızla uyumlu olacak şekilde yolumuzda farkındalıkla ilerlememizi sağlar. Gerçek değerlerimizle uyumlu hareket ettiğimizde, bizim için anlam ifade eden yolda olacağımızdan, içsel motivasyonumuz da devreye girerek bizi başarıya taşır. 
Analitik Psikolojinin kurucusu olan İsviçre’li Psikiatrist Carl Gustav Jung’un da dile getirdiği gibi, bilinçdışı ile bilinç arasındaki bağın sağlanması adım adım mümkündür. Kendimize giden yolda yola almaya başladığımızda, bizleri sınırlayan kalıplardan özgürleşebilir, korku, kaygı, öfke gibi olumsuz duyguları yönlendirmeyi öğrenebilir ve hem özel hem de profesyonel hayatımızda fark yaratan ve yaşam kalitemizi arttıran duygusal zeka yetkinliklerimizi geliştirebiliriz. 
Diğer yandan, 2020 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyadaki insanları zorlayan yeni korona virüs, yavaş yavaş günlük gerçekliğimizin bir parçası haline geldi. Dış faktörlerin yarattığı ilave stres ve kaygı, iç dünyamızı da etkilemektedir. Bizim kontrolümüz dışında gelişen bir durum olduğundan, kesinlik ve konfor ihtiyacı ilk sırada olan tüm bireylerin, bu dönemde hissettiği korku ve kaygı oranının oldukça yüksek olduğunu görüyoruz. 
Tüm dünyanın geçmekte olduğu bu zorlayıcı süreçte, stres, korku, kaygı, öfke, üzüntü gibi duygu ve düşünceleri yönlendirebilmek için, onları yargılamadan, varlıklarını kabul etmemiz, adlandırmamız, onları yönetilebilir bir boyuta getirmemiz için yardımcı olur. Böylelikle bu olumsuz duygu ve düşüncelerin üzerimizdeki etkisini yarı yarıya azaltmış oluruz. Bununla birlikte, odağımızı kendi kontrolümüz alanında olan yapabileceklerimize yönlendirmemiz ise, bu kriz dönemini kendi gelişimimiz için bir fırsat haline getirebiliriz. 
Duygu yönetimini de içeren duygusal zeka yetkinliklerini geliştirmeye, kendimizi tanımaya yönelik kişisel liderlik, iş-yaşam dengesi, karakter özelliklerine ilişkin koçluk gelişim çalışma programlarının içerikleriyle ilgili ayrıntılı bilgileri www.nilgulozturk.com web sitesinden öğrenebilirsiniz.    

Sağlıkla ve sevgiyle kalınız...

 

Köşe Yazarları | Autoren
Köşe Yazarları | Autoren